<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fizik Kulübü &#187; Nükleer Fizik</title>
	<atom:link href="http://www.fizikkulubu.net/kategori/nukleer-fizik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fizikkulubu.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 12 Jan 2009 19:49:57 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Soğuk Füzyon</title>
		<link>http://www.fizikkulubu.net/soguk-fuzyon/</link>
		<comments>http://www.fizikkulubu.net/soguk-fuzyon/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Oct 2007 19:05:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>berkmr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nükleer Fizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikkulubu.net/soguk-fuzyon/</guid>
		<description><![CDATA[1983 Mart ayı sonlarında Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin Utah eyaletinde gerçekleştirilen bir deney, büyük yankılar yaratmış ve füzyon enerjisine yönelik geniş bir ilgi uyandırmıştır. Bu deneyin ve dolayısıyla soğuk füzyonun ayrıntılarına girmeden önce, füzyon enerjisinin tanımını yapmak gereklidir. Bu amaçla, Bilim ve Teknik Dergisi&#8217;nin Mayıs 1983 sayısında ayrıntılarıyla verilen bilgileri yeniden kısaca özetlemek yararlı olacaktır.
Nükleer füzyon, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1983 Mart ayı sonlarında Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin Utah eyaletinde gerçekleştirilen bir deney, büyük yankılar yaratmış ve füzyon enerjisine yönelik geniş bir ilgi uyandırmıştır. Bu deneyin ve dolayısıyla soğuk füzyonun ayrıntılarına girmeden önce, füzyon enerjisinin tanımını yapmak gereklidir. Bu amaçla, Bilim ve Teknik Dergisi&#8217;nin Mayıs 1983 sayısında ayrıntılarıyla verilen bilgileri yeniden kısaca özetlemek yararlı olacaktır.<br />
Nükleer füzyon, atom çekirdeklerinin birbirleriyle kaynaştırılmasıdır. Çekirdekler pozitif elektrik yüklü olduklarından ve bu nedenle birbirlerini ittiklerinden proton sayısı az olan çekirdekler daha kolay kaynaştırılabilir. Bu tür çekirdeklere sahip atomlar arasında, hidrojenin izotopları olan döteryum ve tritiyum atomları büyük önem taşımaktadır. Döteryum çekirdeğinde 1 proton ve 1 nötron, tritiyum çekirdeğinde ise 1 proton ve 2 nötron vardır. Bu çekirdekler yaklaştırılıp kaynaştırıldıkları zaman, aşağıda gösterilen nükleer reaksiyonlar oluşur:</p>
<table cellspacing="4" cellpadding="0" border="0">
<tr>
<td>D + D</td>
<td>[T + 1.01 MeV] + [p + 3.03 MeV]</td>
</tr>
<tr>
<td> </td>
<td>[He<sup>3</sup> + 0.82 MeV] + [n + 2.45 MeV]</td>
</tr>
<tr>
<td>D + He<sup>3</sup></td>
<td>[He<sup>4</sup> + 3.67 MeV] + [p + 14.67 MeV]</td>
</tr>
<tr>
<td>D + T</td>
<td>[He<sup>4</sup> + 3.52 MeV] + [n + 14.06 MeV]</td>
</tr>
</table>
<p>Görüldüğü gibi, reaksiyonlardan çok yüksek kinetik enerjilere sahip helyum çekirdekleri ile proton ve nötron tanecikleri çıkmaktadır. Bu ürünler reaksiyonun oluşturulduğu bölmeyi saran ve genellikle lityumdan yapılmış olan bir tabakaya saplanır ve bu sırada enerjilerini ısıya dönüştürürler. Bu tabakayı soğutmak için kullanılan bir sıvı, bu ısıyla buharlaşır ve elektrik üretimi için kullanılır. Bir gr döteryumda 3 x 10<sup>23</sup> çekirdek bulunduğu göz önüne alınırsa, 100 megavat-saat enerji üreteceği ortaya çıkar. Döteryum izotopu doğal hidrojen içinde % 0.02 oranında bulunduğuna göre. yaklaşık 80 litre normal sudan bu enerjinin üretilebileceği ve okyanuslarda bulunan döteryum miktarının 10-100 milyon yıllık enerji gereksinimini karşılayacağı saptanabilir. Bu nedenle nükleer füzyona, enerji sorununun kesin çözümü olarak bakılmaktadır. Diğer bir üstünlüğü de herhangi bir radyoaktif artık bırakmamasıdır; çünkü son ürün asal helyum gazıdır. Bu yönleriyle füzyon, son otuz yıldır bilimin önde gelen amaçlarından biri olmuş ve bu uğurda milyarlarca dolar ve maddi değerlerle ölçülemeyecek yoğunlukta emek harcanmıştır.<br />
<span />Bugüne kadar yapılan çalışmalar ise genellikle &#8220;sıcak füzyon&#8221; yöntemi çevresinde toplanmıştır. Birbirini iten çekirdekleri kaynaştırabilmek için akla <img src="http://www.fizikkulubu.net/wp-content/uploads/sogukfuzyonordaldemokanyp7.jpg" align="right" />gelen ilk çare, çekirdekleri çok yüksek hızlarla birbirleri üzerine göndermektir. Bunun için de en  doğal yol, gazı ısıtmaktır. Yapılan incelemeler, yeterli hızı sağlamak için, döteryum gazının 100 milyon derece mertebesinde bir sıcaklığa ısıtılmasının gerekli olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, çekirdeklerin çarpışıp kaynaşma olasılığını artırmak için, bu sıcaklıkta bir gazın belirli bir hacimde ve yoğunlukta, belirli bir süre tutulabilmesi gerekmektedir. Bu işlemler için reaktöre oldukça büyük bir enerji girdisi sağlanmakta ve füzyon reaksiyonlarından çıkan enerji henüz bu girdiyi dahi karşılayamaz halde bulunmaktadır. Tüm bu zorluklara rağmen sıcak füzyon son otuz yılda çok büyük bir aşama kaydetmiş ve beklenmedik bir zorlukla karşılaşılmazsa ikibinli yılların başında enerji üretimine başlayabilecek bir düzeye gelmiştir.<br />
Sıcak füzyon üzerinde çalışmalar sürerken, pek umut vermeyen diğer bir yöntem üzerinde de çok daha mütevazi bir düzeyde bir takım araştırmalar yapılmaktaydı. Öncülüğünü 1940 yılında, tanınmış Sovyet bilim adamı Andrei Sakkarov&#8217;un yaptığı bu araştırmalar, müyon adıyla anılan bir taneciğe dayanıyordu. Bu tanecik doğada uzaydan gelen kozmik ışınlar içinde bulunmakta ve ancak 2 mikrosaniye yaşayabilmektedir. Kütlesi, elektron kültesinin 207 katı, elektrik yükü ise elektronunkinin aynısıdır. Dolayısıyla böyle bir tanecik, döteryum atomuyla karşılaştığı zaman büyük kütlesi ve negatif yükü sayesinde atomdaki elektronu kolaylıkla yörüngeden kovup yerine kendisi geçebilmektedir. Büyük kütlesinden ötürü elektron yörüngesinden 207 kat daha küçük yarıçapta bir yörüngeye oturmaktadır. Yörüngelerinde müyon bulunan iki döteryum çekirdeği böylece<br />
birbirlerine kolaylıkla 207 kat daha fazla yaklaşabilmekte ve oda sıcaklığında kaynaşma olasılıkları 10<sup>80</sup> kat daha artmaktadır. Bu nedenle söz konusu yönteme &#8220;soğuk füzyon&#8221; adı verilmektedir. Kozmik ışınlar içinde gelen müyon taneciklerinin sayısı çok az, yeryüzünde güçlü hızlandırıcılar yoluyla elde edilmeleri de çok pahalı olduğundan, bu yöntem yakın zamana kadar fazla ilgi çekici olamamıştır.<br />
Geçtiğimiz Mart ayında Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin Utah eyaletinde M. Fleischmann ve D. Pons adlarındaki iki bilim adamının soğuk füzyonu son derece basit bir yöntemle, yaklaşık 100 saat boyunca gerçekleştirdiklerini ve verdikleri enerjinin 4 katını aldıklarını açıklamaları, doğa! olarak büyük yankılar uyandırmıştır. Bu yöntem, paladyum ve titanyum gibi metallerin bir asır kadar önce saptanmış ve diğer amaçlarla kullanılan bir özelliğine dayanmaktadır. Söz konusu metaller çok miktarda hidrojen gazını ve izotoplarını soğurup depo edebilme özellikleriyle tanınmaktadır. Bu iki bilim adamı bir şekilde çok miktarda döteryum gazını palladyumun kristal örgüsü içindeki çok küçük boşluklara sokarak, anormal yoğunlukla döteryum gazı elde etmeyi, böylece döteryum çekirdekleri arasındaki uzaklığı azaltıp, füzyon olasılığını artırmayı amaçlamışlardı. Başka bir deyişle, müyonun yaptığı işi, yüksek yoğunlukla başarmayı planlamışlardı. Döteryum gazını palladyum içine çok miktarda sokabilmek için elektrokimyasal güçlere, daha açıkçası herkesçe bilinen elektroliz olayına başvurmuşlardı. İçinde hidrojen yerine döteryum bulunan ve &#8220;ağır su&#8221; diye anılan su dolu şişelere çeşitli çaplarda, onar santim uzunluğunda palladyum çubukları daldırmış, çubukların çevresine ince platin telden yapılmış helezon şeklinde kafesler geçirmiş, palladyum ile platini, bir akünün negatif ve pozitif kutuplarına bağlayıp beklemeye başlamışlardır. Negatif gerilimdeki palladyum çubuklarının yüzeyinde döteryum iyonları birikmeye ve difüzyon yoluyla çubuğun içlerine girerek, kristal örgüsü içindeki boşluklara yerleşmeye koyulmuş, üç ay sonunda palladyum çubuktan füzyon belirtileri olan nötronların çıktığı hem doğrudan hem de dolaylı yoldan (alfa ışınları vasıtasıyla) gözlenmiştir. Böylece bu iki bilim adamı kendileri dahil herkes tarafından çok saçma diye nitelendirilebilecek böylesine basit bir yöntemle, füzyon olayını gerçekleştirmiş ve ertesi gün yaptıkları basın toplantısıyla dünyaya duyurmuşlardır.<br />
Yöntemin basitliği, dünyanın çeşitli yerlerinde irili ufaklı kuruluşlarda. İlgili ilgisiz kişilerce bu deneyin tekrarlanmasına yol açmış, nötron üretimini saptamak, bir onur meselesi haline getirilmiş ve olayın temeline yönelik bilimsel araştırmalar şimdilik bir kenara itilerek dünya, belki de zamansız ve gereksiz şekilde umutlandırılmıştır. Fleischmann ve Pons&#8217;un deneyindeki en büyük çelişki, çıkan nötron sayısıyla, yani füzyon reaksiyonu sayısıyla elde edilen enerjinin hiçbir şekilde bağdaşmamasıdır. Ölçülen enerjiye karşılık gözlenmesi gereken nötron sayısı, belirtilen sayının 100 milyon katıdır. Öte yandan ölçülen enerji, bilinen her kimyasal reaksiyonun 100 katıdır. Bu durum, deneydeki ölçümlerin doğruluğu hakkında ciddi şüpheler uyandırmakladır. Nitekim, bir ay sonra İtalya&#8217;da Frascatti Laboratuvarları&#8217;nda yapılan daha yalın, kimyasal işlemler içermeyen bir deneyde gözlenen nötron sayısı ilk deneydekinden 200 kat fazla olmasına karşılık, ölçülen enerji üretimi ileri sürülenin milyarda biri mertebesinde olmuştur. 1960 yıllarında yine çok basit yöntemler olan &#8220;patlayan teller&#8221; ile bu deneylerde çıkan nötron sayısından 1000 ya da 10000 kat fazla nötron elde edilmesine rağmen, bu şekilde pek bir yere varılamayacağı saptanarak bu araştırmalar terk edilmiştir.<br />
Sonuç olarak, soğuk füzyon deneylerinde füzyon reaksiyonu oluşturulduğunun kesin olduğunu, sayısının ise henüz sağlıklı bir şekilde saptanamadığını söyleyebiliriz. Yazının başında verilen denklemlerden görüleceği üzere, bu reaksiyonlarda tritiyum ve helyum gazları da oluşmakta, kesin reaksiyon sayısını saplayabilmek için, nötronların yanı sıra bu gazların miktarının da ölçülmesi gerekmektedir. Bu ölçümlerden sonra reaksiyonları gerçekleştiren fiziksel mekanizmanın kesinlikle saptanabilmesi için, bir dizi deneyin daha yapılması, sonuçların olumlu çıkması halinde yöntemin geliştirilmesi ve verimin artırılması yönünde çalışmalara hız verilmesi gerekir. Son olarak, sıcak ya da soğuk yöntemlerle füzyon enerjisinin ikibinli yılların başında hizmete sunulmasını bekleyebiliriz.<br />
<span /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikkulubu.net/soguk-fuzyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Radyoaktivite</title>
		<link>http://www.fizikkulubu.net/radyoaktivite/</link>
		<comments>http://www.fizikkulubu.net/radyoaktivite/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Oct 2007 18:04:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>berkmr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nükleer Fizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikkulubu.net/radyoaktivite/</guid>
		<description><![CDATA[Radyoaktivite (Radyoaktiflik / Işınetkinlik) bir enerji türü. Çekirdek tepkimesi sırasında ortaya çıkar. İnsan vücudunun olduğu gibi, birçok nesnenin de içinden geçebilir. Yalnızca toprağın, kayaların ve özellikle kurşunun içinden rahatça geçemez. Radyasyon yayan nesneler, radyoaktif olarak adlandırılır. 
Çevremizde her zaman için bir miktar radyasyon bulunur, fakat radyasyonun fazlası insan sağlığını tehdit ettiği gibi, daha ileri safhalarda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Radyoaktivite (Radyoaktiflik / Işınetkinlik)</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"> bir enerji türü. Çekirdek tepkimesi sırasında ortaya çıkar. İnsan vücudunun olduğu gibi, birçok nesnenin de içinden geçebilir. Yalnızca toprağın, kayaların ve özellikle kurşunun içinden rahatça geçemez. Radyasyon yayan nesneler, radyoaktif olarak adlandırılır. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Çevremizde her zaman için bir miktar radyasyon bulunur, fakat radyasyonun fazlası insan sağlığını tehdit ettiği gibi, daha ileri safhalarda ölüme yol açabilir.<span id="more-173"></span> </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Doğal radyasyon uranyum gibi bazı kimyasal elementler ile uzay boşluğundaki yıldızlar ve bazı nesneler tarafından üretilir. Bazı nesneler bir saniyeden çok daha az süreyle radyoaktif kalabilirler, bazıları ise binlerce yıl radyoaktif özelliğini koruyabilir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Radyasyon özel makineler sayesinde de üretilebilir, bu makinelere Siklotron (ivme makinesi), doğrusal hızlandırıcı veya parçacık hızlandırıcı adı verilir. Bazı bilim adamları bu makineleri üzerinde çalışabilecekleri radyasyonu üretebilmek için kullanırlar. Röntgen cihazları az miktarda üretilen (X ışınları) sayesinde insan vucudunun iç kısımlarının görüntülenmesini sağlar. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Nükleer silahlar (atom bombaları), yapıları tahrip etmek ve insanları öldürmek amacıyla çok hızlı bir şekilde çok yüksek miktarda radyasyon ortaya çıkarırlar. Bu konuda en büyük ve insanlığın hafızasına kazınmış en acı deneyim, Amerikan ordusunun İkinci Dünya Savaşı?nın sonunda (1945) Hiroşima ve Nagazaki?ye attığı bombalardır. Öte yandan nükleer silahlar, İkinci Dünya Savaşı?ndan seksenli yılların sonuna kadar Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği başta olmak üzere, kapitalist ve sosyalist bloklar arasında meydana gelen Soğuk Savaş?ın temelini oluşturmuştur. Uzun yıllar boyunca devam eden karşılıklı nükleer tehditler, insanlık için korkutucu bir deneyim meydana getirmiştir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Nükleer reaktörler elektrik üretmek için kullanılmaktadırlar. Bunlar da çok miktarda radyasyon meydana çıkarırlar, bu nedenle radyasyonun reaktörden dışarı sızmasını önleyecek şekilde dikkatlice inşa edilirler. Fakat birçok insan, reaktörlerde bir sorun oluşması durumunda radyasyonun çevreye yayılabileceğinden ve insanlara ve diğer canlılara zazar verebileceğinden endişe duymaktadır. 16 Nisan 1986?da Ukrayna?nın Çernobil şehrinde meydana gelen ve kanserojen etkileri Sovyetler Birliği ile Türkiye?nin Karadeniz kıyılarında bugün de hissedilen büyük felaket, bu korkunun başlıca temelidir. Öte yandan nükleer reaktörlerin parçaları ve atıkları büyük sorun oluşturmaktadır. Kimi parçalar, yüzlerce hatta binlerce yıl boyunca radyoaktif kalabilmekte ve çevreye zarar verebilmektedir. Bu nedenle bunların güvenli bir şekilde nasıl saklanması gerektiğine ilişkin bugün bile devam eden tartışmalar vardır. </p>
<p></span></p>
<h2 style="margin: auto 0cm"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><script type="text/javascript">  //<![CDATA[   if (window.showTocToggle) { var tocShowText = "göster"; var tocHideText = "gizle"; showTocToggle(); }   //]]&gt;  </script><span class="mw-headline">Özellikleri</span> </p>
<p></span></h2>
<p><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Radyoaktiflik:</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"> Bir atom çekirdeğinin, tanecikler veya elektromanyetik ışımalar yayarak kendiliğinden parçalanması. Bu olayı ilk kez 1896 yılında Henri Becquerel uranyum üzerinde ortaya çıkardı. Doğada kendiliğinden radyoaktif olan bazı elementler vardır, bunlar dört grupta toplanır: </p>
<p></span></p>
<ul type="disc">
<li class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Radyum grubu:</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"> Bu grup uranyum 238 ile başlar ve art arda parçalanmalarla kararlı kurşun 206&#8242;ya dönüşür.
<p></span></li>
<li class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Aktinyum serisi:</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"> Bu seri uranyum 235 ile başlar ve kurşun 207&#8242;ye dönüşerek biter.
<p></span></li>
<li class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Toryum serisi:</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"> Adını aldığı toryum 232 ile başlar ve kurşun 208 ile son bulur.
<p></span></li>
<li class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Neptünyum serisi:</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"> Neptünyum 237 ile başlayıp, bizmut 209 ile biter.
<p></span></li>
</ul>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">  </p>
<p></span></p>
<h2 style="margin: auto 0cm"><span class="mw-headline"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Radyoaktifliğin tipleri</span></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"> </p>
<p></span></h2>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bu serilerde radyoaktifliğin çeşitli tipleri ile karşılaşılır: </p>
<p></span></p>
<ul type="disc">
<li class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">? (Alfa) radyoaktiflik</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">: İki Nötron ve iki protondan meydana gelen bir heliyum çekirdeği yaymaktır. Bu radyoaktiflikte çekirdeğin yükü, iki birim oranında eksilir.
<p></span></li>
<li class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">? (Beta) radyoaktiflik</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">: Bir pozitif ve negatif elektron yayımıdır. Bu radyoaktiflikte, elektron eksi yüklü ise çekirdek yükü bir birim artar, artı yüklü ise bir birim azalır.
<p></span></li>
<li class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l1 level1 lfo2; tab-stops: list 36.0pt"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">? (Gamma) radyoaktiflik</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">: Bir çekirdeği uyarılmış bir halden, daha az uyarılmış veya kararlı hale getiren elektromanyetik bir ışınım kuvantumunun yayımıdır. Radyoaktif dönüşünler az veya çok hızlı olurlar. Göz önüne alınan element çekirdeğin yarısının parçalanması için gerekli süreye Periyot (radyoaktiflik) denir. Dış etkenlerin hiç birine bağlı değilmiş gibi görünen bu periyot çekirdekten çekirdeğe çok değişir. Bir saniyenin milyarda birinin binde biri ( 10-12 ) kadar süren periyotlar olduğu gibi 1017 yıla ulaşan periyotlar olduğu bilinmektedir. Nükleer tepkimelerde, doğada bulunmayan radyoaktif çekirdekler elde edilebilir. Bu olaya suni radyoaktiflik denir.
<p></span></li>
</ul>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">  </p>
<p></span></p>
<h2 style="margin: auto 0cm"><span class="mw-headline"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Yapay Çekirdek Tepkimeleri</span></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"> </p>
<p></span></h2>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Çekirdeği kararsız, radyoaktif bir atomun hiçbir dış etkiye bağlı kalmaksızın, kendiliğinden ışımalar yaparak başka çekirdeklere dönüşmesi olayına <strong>doğal radyoaktiflik</strong> denir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Doğal radyoaktif çekirdek tepkimeleri; </p>
<p></span></p>
<ul type="disc">
<li class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l3 level1 lfo3; tab-stops: list 36.0pt"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">X ===> Y + (ışıma)</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">
<p></span></li>
</ul>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">şeklindedir.Tepkimedeki <strong>X</strong>, doğal radyoaktif atomu, <strong>Y</strong> ise oluşan yeni atomu göstermektedir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Radyoaktif olmayan bir atom çekirdeğinin, temel taneciklerle(alfa,nötron,proton,&#8230;) bombardıman edilerek kararsız çekirdek haline dönüştürülmesi olayına <strong>yapay radyoaktiflik</strong> denir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Yapay radyoaktif çekirdek tepkimeleri, </p>
<p></span></p>
<ul type="disc">
<li class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l5 level1 lfo4; tab-stops: list 36.0pt"><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">X + a ===> Y + (ışıma)</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">
<p></span></li>
</ul>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">şeklindedir.Tepkimedeki <strong>X</strong> kararlı çekirdeği, <strong>a</strong> ise bombardıman taneciğini gösterir.<strong>X</strong>, bombardıman edilerek <strong>Y</strong> kararsız taneciğine dönüşürken bir de ışıma yapmaktadır.Oluşan <strong>Y</strong> çekirdeği, doğal radyoaktif bozunmaya uğrayarak başka çekirdeklere dönüşür. </p>
<p></span></p>
<ul type="disc">
<li class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l4 level1 lfo5; tab-stops: list 36.0pt"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Doğal radyoaktiflik olaylarında bozunma, ışıma ve fırlatma gibi ifadeler kullanılırken yapay radyoaktiflikte bombardıman ifadesi kullanılır.
<p></span></li>
</ul>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bombardıman etme işlemlerinde kullanılan en uygun tanecik nötrondur.Çünkü nötron yüksüz olduğu için çekirdek tarafından itilmez ve böylelikle kolayca etkileşime girilebilir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">  </p>
<p></span></p>
<h3 style="margin: 12pt 0cm 3pt"><font face="Arial"><span class="mw-headline"><span style="font-size: 10pt">Fisyon(Bölünme)</span></span><span style="font-size: 10pt"> </p>
<p></span></font></h3>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Büyük atom çekirdeklerinin nötronlarla bombardıman edilerek daha küçük atom çekirdeklerine dönüştürülmesine <strong>fisyon</strong> denir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Atom ağırlığı büyük olan kararsız çekirdekler kendiliğinden parçalanarak kararlı çekirdeklere dönüşebilirler.Bu olaya <strong>doğal fisyon</strong> denir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">  </p>
<p></span></p>
<h3 style="margin: 12pt 0cm 3pt"><font face="Arial"><span class="mw-headline"><span style="font-size: 10pt">Füzyon(Kaynaşma)</span></span><span style="font-size: 10pt"> </p>
<p></span></font></h3>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Küçük atom çekirdeklerinin kaynaşması ile daha büyük ve kararlı çekirdekler haline geçmesine <strong>füzyon</strong> denir. </p>
<p></span></p>
<ul type="disc">
<li class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l6 level1 lfo6; tab-stops: list 36.0pt"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Füzyon tepkimesinde açığa çıkan enerji, fisyon tepkimesinde açığa çıkan enerjiden daha büyüktür.
<p></span></li>
</ul>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">  </p>
<p></span></p>
<h2 style="margin: auto 0cm"><span class="mw-headline"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Radyoaktifliğin uygulamaları</span></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"> </p>
<p></span></h2>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Radyoaktiflik hemen hemen bütün bilimsel ve teknik alanlarda geniş bir uygulama alanı bulur. Radyoaktif izotopların nükleer tepkimelerinden tekniğin birçok dalında kontrol aracı olarak faydalanılır. Bu kontrolde özellikle radyoaktif bir elementin radyoaktif olmayan bütün izotoplarıyla aynı özellikleri göstermesinden yararlanılır. Radyoaktif uygulamalardan bazı bilim dallarında şu şekilde yararlanılmıştır: </p>
<p></span></p>
<ul type="disc">
<li class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l2 level1 lfo7; tab-stops: list 36.0pt"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Kimyada uygulamalar: Işınım Kimyası adında yeni bir kimya dalı gelişmiştir. Bu dalın konusu ışıma altında gelişen yeni kimyasal tepkimelerin incelenmesidir. Bu işlemlerde kobalt 60 gibi radyoaktiflik derecesi çok yüksek kaynaklar kullanılır.
<p></span></li>
<li class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l2 level1 lfo7; tab-stops: list 36.0pt"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Biyoloji ve Tarımdaki uygulamalar: Radyoaktifliğin en geniş uygulaması bu alanda bulunur. Bitkinin bünyesine düşük miktarda karbon 14 verildiğinde, bünyede karbon izlenebilir. Radyoaktif ışınımlar canlı hücreler üzerinde büyük etki yapar; bu hücreleri önce değişikliğe uğratır, sonra öldürür. İnsan için çok zararlı olan bu etkiler tarımda çok yararlıdır. Böylece çok çabuk olgunlaşan yeni bir domates türü geliştirilmiştir.
<p></span></li>
<li class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l2 level1 lfo7; tab-stops: list 36.0pt"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Tıbbi uygulamalar: yok edilmesi kanser ve tümör tedavisinde metot haline gelmiştir; bu amaçla X ışınları uzun süredir kullanılıyor.
<p></span></li>
<li class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l2 level1 lfo7; tab-stops: list 36.0pt"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Metalurjideki uygulamalar: Radyoaktiviteden çeliğin katılaşmasını, metalürjik tepkimelerin kinetiğini vb. incelemekte yararlanılır. Bu yolla metallerin yayılması kolayca izlenir.
<p></span></li>
<li class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-top-alt: auto; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-list: l2 level1 lfo7; tab-stops: list 36.0pt"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Tarih, Arkeoloji ve Jeolojide uygulamalar: Ahşap eşyanın veya kumaşların yapıldığı tarih, karbon 14 metoduyla kesin olarak bulunur. Bu usul eski medeniyetlerin incelenmesinde çok yararlıdır.
<p></span></li>
</ul>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"> </p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikkulubu.net/radyoaktivite/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İzotop</title>
		<link>http://www.fizikkulubu.net/izotop/</link>
		<comments>http://www.fizikkulubu.net/izotop/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Oct 2007 18:02:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>berkmr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nükleer Fizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikkulubu.net/izotop/</guid>
		<description><![CDATA[İzotop veya Yerdeş, bir elementin farklı nötron sayısına sahip her bir türü. Atom çekirdeğindeki proton sayısı elemente özgüdür. Diğer bir deyişle her bir elementin proton sayısı diğerinden farklıdır. Bir elementin çekirdeğindeki proton sayısı sabit olmakla birlikte nötron sayısı farklı çekirdekler için farklı olabilir. Elementler bir ya da daha fazla sayıda izotopa sahip olabilirler. 
Örneğin kalsiyum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">İzotop</span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"> veya <strong>Yerdeş</strong>, bir elementin farklı nötron sayısına sahip her bir türü. Atom çekirdeğindeki proton sayısı elemente özgüdür. Diğer bir deyişle her bir elementin proton sayısı diğerinden farklıdır. Bir elementin çekirdeğindeki proton sayısı sabit olmakla birlikte nötron sayısı farklı çekirdekler için farklı olabilir. Elementler bir ya da daha fazla sayıda izotopa sahip olabilirler.<span id="more-172"></span> </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Örneğin kalsiyum (Ca) elementinin tüm atomlarında proton sayısı 20 iken <sup>40</sup>Ca&#8217;da 20, <sup>42</sup>Ca&#8217;da 22, <sup>43</sup>Ca&#8217;da 23, <sup>44</sup>Ca&#8217;da 24, <sup>46</sup>Ca&#8217;da 26, <sup>48</sup>Ca&#8217;da 28 adet nötron bulunur (<sup>xx</sup>Ca, xx= proton + nötron sayısı). </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Herhangi bir element için, ağırlıklı atom kütlesi </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Elementin atom kütlesi = (1. İzotop&#8217;un kütlesi x İzotop&#8217;un doğada bulunma yüzdesi + 2. İzotop&#8217;un kütlesi x İzotop&#8217;un doğada bulunma yüzdesi + 3. İzotop&#8217;un kütlesi x İzotop&#8217;un doğada bulunma yüzdesi + &#8230;)/100 </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">İzotop atomların kimyasal özellikleri aynı, fiziksel özellikleri farklıdır. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"> </p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikkulubu.net/izotop/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atomaltı Parçacıklar</title>
		<link>http://www.fizikkulubu.net/atomalti-parcaciklar/</link>
		<comments>http://www.fizikkulubu.net/atomalti-parcaciklar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Aug 2007 20:54:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>berkmr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nükleer Fizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikkulubu.net/atomalti-parcaciklar/</guid>
		<description><![CDATA[1-) Leptonlar 
2-) Kuarklar 
3-) Nötrinolar 
Temel Parçacıklar 
Leptonlar ve kuarklar şimdiki bilgilerimize göre elementer parcacıklardır. Yani, kendilerini oluşturan başka parçacıklardan yapılmamışlardır. 
Leptonlar içinde hepimizin yakından tanıdığı ?Elektron? vardır. Elektron şimdilik 
başka parçacıklardan yapılmamış olarak kabul edilmektedir. Leptonların spini (dönüş) ½ ve elektrik yükleri -1 veya 0 dır. Yunanca lepton 
hafif parçacık anlamına gelmektedir. 
Elementer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">1-) Leptonlar </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">2-) Kuarklar </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">3-) Nötrinolar </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Temel Parçacıklar </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Leptonlar ve kuarklar şimdiki bilgilerimize göre elementer parcacıklardır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Yani, kendilerini oluşturan başka parçacıklardan yapılmamışlardır.<span id="more-134"></span> </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Leptonlar içinde hepimizin yakından tanıdığı ?Elektron? vardır. Elektron şimdilik </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">başka parçacıklardan yapılmamış olarak kabul edilmektedir. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Leptonların spini (dönüş) ½ ve elektrik yükleri -1 veya 0 dır. Yunanca lepton </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">hafif parçacık anlamına gelmektedir. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Elementer parçacıklar içinde adını James Joyce dan alan parçacıklar Kuarklardır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Kuarklarda spin ½ ve elektrik yükleri 2/3 veya -1/3 olan parçacıklardır. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Şimdilik bilinen 6 kuark vardır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Atom cekirdeği etrafında bulunan elektron bir elementer parcacık olduğu için </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">onunla fazla uğraşmayacağız. Geriye kalan, &#8220;çekirdek nedir&#8221;? </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Sorusuna cevap arayacağız. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Çekirdek Nukleon adını verdiğimiz proton ve nötrondan meydana gelmiştir. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Elektron ve çekirdek, içindeki Nötron ile Proton kararlı parçacıklardır. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Çekirdeği ilgilendiren parçacıklar ailesi iki kısımdır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">1-) Baryonlar </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">2-) Mezonlar </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Baryonlar ağır parcacıklardır, mezonlar orta ağır parçacıklardır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Baryonlar ve Mezonların hepsine Hadronlar adı verilir. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Yunanca kuvvetli parçacık anlamındadır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Kuark kuramına göre Baryonlar 3 kuarktan, Mezonlar ise bir kuark ve </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">bir antikuarktan oluşmuşlardır. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Nötron UDD kuarklarından, Proton ise UUD kuarklarından meydana gelmiştir. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Elektrik yükleri hesaplandığında 2/3 -1/3-1/3 = 0 yani yüksüz Nötron </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">ve 2/3+2/3-1/3 = 1 yüklü Proton olduğu görülür. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Hadronlar ailesi </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bir atom çekirdeğini oluşturan Hadronlar,Kuarklardan yapılmışlardır ve aradaki mezon </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">alışverişi ile kararlı parçacıklar ortaya çıkar. Bu olay esnasında ki kuvvet güçlü </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">etkileşimdir ve çekirdeği parçalanmadan tutar. Bu olgu ilk kez H. Yukova tarafından </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">ortaya konulmuştur ve bu olayda en çok rol oynayan mezon pi mezondur. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Ortalıkta fazla görülmeyen bu maddelerin ömrü çok kısadır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Yüklü pi mezon 10-8 sn yaşar. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bir atom çekirdeğinin her zaman kararlı olmadığını biliyoruz, kararsız atom </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">çekirdeklerinde, ki radyoaktif maddelerin çekirdekleri böyledir, çekirdek </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">parçalanması olur bunu sağlayan zayıf etkileşimdir. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Doğada varolan ve şimdilik bilinen 4 temel kuvvetin bağlantı kuantasına Gluon adı verilir. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Elektromagnetik kuvvet gluonu FOTON </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Zayıf Etkileşim kuvvet gluonu W+ W- Z0 parçacığı </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Çekim Kuvveti gluonu GRAVİTON </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Kuvvetli Etkileşim gluonu RENKLİ GLUONLAR </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">dır. Atom çekirdeğini ilgilendiren gluonlar Kuarkların tad dediğimiz özelliğini değiştirir </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">ve onların yapmış olduğu hadronları parçalar veya kuarkları zamk gibi birarada tutarak </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">kararlı parçacıkların yapılmasını sağlar. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Şimdiye kadar bahsedilen bu parçacıkların Pauli yasası ile belirlenen spinleri göz </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">önüne alındıklarında (spin parcacığın iç açısal momentumudur), parçacıklar ya </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">tamsayılı spinlere sahiptir. 0 , 1 ,2 ?gibi veya yarım tamsayılı (buçuklu) </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">spinlere sahiptir ½ , 3/2 , 5/2 &#8230; gibi. Yarı tamsayılı spinli parçacıklar </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">FERMİ istatiklerine, tamsayılı spin?e sahip olanlar BOSE istatiklerine uyarlar. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bu nedenle Spinler göz önüne alındığında parçacıklar iki kısma ayrılırlar. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">1-) Fermionlar ( Enrico Fermi den) </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">2-) Bozonlar ( M. K. Bose dan ) </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Fermi istatistiklerine uyan parcacıklar aynı anda aynı konumda olamazlar (elektron gibi). </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bose istatiklerine uyanlar ise aynı anda konumda olabilirler (foton dolayısı ile laser gibi). </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Tüm bahsedilen parçacıkların bir antiparçacığı da olduğunu, ki buna antimadde diyoruz. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Unutmamakta fayda var. En çok bilinen örnek Pozitron yani antielektrondur. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">&#8220;Peki ortalıkta antimadde niye görülmüyor?&#8221; diyorsanız sebebi; madde ile </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">antimadde karşılaştığında, ortaya enerji çıkmasıdır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Kısaca özet halinde konuyu anlatmaya çalıştık, konu çok geniş ve gittikçe </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">karmaşık hale gelmektedir. Korunum yasaları, Pauli dışarlama etkisi, Parite, </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Ayar teorileri, Sicim teorisi, sekizli yol gibi teferruata girmedik belki ileride </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">meraklısı artarsa konuyu daha geniş olarak inceleriz, şimdilik aklınızda bu </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">kadar kalsın yeter. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">NÖTRİNOLAR </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Nötrinolar leptondur. Yüksüz (nötr) ve sıfır veya çok küçük kütleye sahiptirler. Bu yüzden diğer parçacıklarla neredeyse hiç etkileşmezler. Bir çok nötrino, bir kere bile etkileşmeden yeryüzünün içinden geçerler. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Nötrinolar değişik bozunma ve etkileşmeler ile üretilir. Örneğin, bir nötron bir proton, bir elektron, ve bir anti-nötrinoya bozunur. Aslında, fizikçiler nötrinoların, radyoaktif bozunmaların dikkatli gözlemleri sounucu varolduklarını varsaymışlardır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Örneğin, bir nötron, bir elektron ve bir protona bozunduğunda, elektron ve protonun momentumları toplamı başlangıçtaki nötronunkine eşit değildir. Bu yüzden, kayıp momentuma karşı gelecek başka bir parçacık olmalıdır : yani, nötrino. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Nötrinolar çok sayıda üretildiklerinden ve maddeyle çok nadir etkileşmeye girdiklerinden, Evrende çok büyük miktarda bulunurlar. Eğer kütleleri varsa, Evrenin toplam kütlesinin çoğuna katkıda bulunacak ve genişlemesini etkileyeceklerdir. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikkulubu.net/atomalti-parcaciklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atom ve Elektronlar</title>
		<link>http://www.fizikkulubu.net/atom-ve-elektronlar/</link>
		<comments>http://www.fizikkulubu.net/atom-ve-elektronlar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Aug 2007 13:24:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>berkmr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nükleer Fizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikkulubu.net/atom-ve-elektronlar/</guid>
		<description><![CDATA[Atom ve Elektron Maddenin temelinde atom adı verilen çok küçük parçacıklardan oluştuğu kavramı eski yunanlılara kadar uzanır. 
ATOM ve ELEKTRON 
Maddenin temelinde atom adı verilen çok küçük parçacıklardan oluştuğu kavramı eski yunanlılara kadar uzanır. Milattan önce 5. yüzyılda Leucippus ve Democritus maddenin sonsuz küçük parçacıklara ayrılamayacağını öne sürdüler.Onlar,bir madde daha küçük parçalara bölünmeye devam edilirse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Atom ve Elektron </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Maddenin temelinde atom adı verilen çok küçük parçacıklardan oluştuğu kavramı eski yunanlılara kadar uzanır. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">ATOM ve ELEKTRON </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Maddenin temelinde atom adı verilen çok küçük parçacıklardan oluştuğu kavramı eski yunanlılara kadar uzanır. Milattan önce 5. yüzyılda Leucippus ve Democritus maddenin sonsuz küçük parçacıklara ayrılamayacağını öne sürdüler.Onlar,bir madde daha küçük parçalara bölünmeye devam edilirse en sonunda atomun bölünmeyeceğini iddia ediyorlardı.Atom sözcüğü Yunanca?da bölünmez anlamına gelen atomos sözcüğünden türetilmiştir.<span id="more-123"></span><br />
</span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Eski yunan atom kuralları planlı deneylere dayanmıyordu.Bunun için yaklaşık 2000 yıllık bir zaman süresince atom kuramı sadece tartışılmaktan öteye gidilmedi.Atomların varlığı Robert Boyle tarafından THE SCEPTİCAL CHYMİST (1661),Isaac Newton tarafındanda Principia (1687) ve Opticks(1704) kitaplarında kabul edilmişti . Fakat John Dalton?un 1803-1808 yılları arasında geliştirip önerdiği atom kuarmı kimya tarihinde en önemli aşamalardan biri olmuştur. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Elektron: </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Gerek Dalton?un gerekse yunanlıların kuramlarında atom, maddenin en küçük taneciği olarak kabul edilmişti.19.yüzyılın sonlarına doğru atomun kendisinin de daha küçük taneciklerden oluştuğu düşünülmeye başlandı.Atom hakkındaki düşüncelerde meydana gelen bu değişikliğe elektrikle yapılan deneyler neden oldu. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">1807-1808 yıllarında ünlü İngiliz kimyacısı Humphry Davy bileşikleri ayrıştırmak için elektrik kullanarak beş element (potasyum,sodyum,kalsiyum,stronsiyum ve baryum) buldu.Bu çalışmalarına dayanarak Davy , bilesiklerde elementlerin elektriksel nitelikli çekim kuvvetleriyle bir arada tutulduklarını önerdi. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Vakumdan elektrik akımının geçirildiği deneyler 1859 da Julius Plücker katod ışınlarını bulmasına yol açtı.Katot ışnları elde etmek için havası iyice boşaltılmış bir cam tüpün uçlarına iki elektrod yerleştrilir.Bu elektrodlara yüksek gerilim uygulandığında katot adı verilen negatif elektroddan ışınlar çıkar.Bu ışınlar negatif yüklüdür doğrusal yol izler ve katodun karşısındaki tüp çeperlerinin ışık saçmasına sebep olur. 19.yüzyılın son yıllarında katot ışınları ayrıntılı olarak incelendi.Birçok bilim adamının deneyleri sonucunda katot ışınlarının hızla hareket eden eksi yüklü parçacıklar olduğu ortaya çıktı ve bu parçacıklar daha sonra Stoney?in önerdiği gibi elektron adı verildi. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Katottan çıkan elektronlar katot için hangi metal kullanılırsa kullanılsın aynı özelliktedir.Zıt yükler birbirini çektiğinden katot ışınlarını oluşturan elektron hüzmeleri yolları üzerinde üstte ve altta bulunan zıt yüklü iki levha arasından geçerken pozitif yüklüsüne doğru çekilirler.Demek ki bir elektrik alanı içinde katot ışınları normal doğrusal yollarından saparlar.Bu sapmanın açısı : </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">1. Tanecik yükü ile doğru orantılıdır.Yükü büyük olan tanecik az yük taşıyan tanecikten daha çok sapar. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">2. Tanecik kütlesi ile ters orantılıdır.Kütlesi büyük olan tanecik küçük olandan daha az sapar. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bundan dolayı yükün kütleye oranı bir elektrik alanı içinde elektronların doğrusal yoldan ne kadar sapacağını belirler.elektronlar magnetik bir alan içinde de sapma gösterirler.Fakat bu durumda sapma uygulanan magnetik alana dik yöndedir. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Katot ışınlarının elektrik ve magnetik alanlar içindeki sapmalarını inceleyen Joseph T. Thomson , 1897?de elektron için değerini saptadı bu değer: </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">E/M=-1,7588.10 üzeri sekiz coul /g dır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Coul uluslar arası sistemde elektrik yükü birimidir.Bir kulon bir amperlik akım tarafından iletkenin belirli bir noktasından bir saniyede taşınan yük miktarıdır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Elektron yükünün duyar olarak ölçümü ilk defa Robert A. Milikan tarafından 1909 da yapıldı.Milikan?ın deneyinde x-ışınları etkisi ile havayı oluşturan moleküllerden elektronlar koparılır.Çok küçük yağ damlacıkları da bu elektronları alıp elektrik yükleri ile yüklenirler.Bu yağ damlacıkları iki yatay levha arasından geçirilirler.Yağ damlacıklarının düşüş hızları ölçülerek kütleleri hesaplanır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Yatay levhalara elektrik akımı uygulandığında negatif yüklü damlacık pozitif yüklü levhaya doğru çekileceğinden damlacığın düşüş hızı değişir.bu koşullar altında düşüş hızı ölçülerek damlacığın yükü hesaplanabilir.Belli bir damlacık bir veya daha çok sayıda elektron alabileceğinden bu yöntemle hesaplanan yükler daima birbirinin aynı değildir.Fakat bu yükler hep belli bir yük değerinin katları olduğundan bu yük değeri bir elektronun yükü kabul edilir. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Proton: </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Nötral bir atom veya molekülden bir veya daha çok elektron koparıldığında geriye kalan tanecik koparılan elektronların tolam eski yüküne eşit miktarda artı yük kazanır.Bir neon atomundan bir elektron koparıldığında geriye kalan tanecik koparılan elektronların toplam eksi yüküne eşit miktarda artı yük kazanır.Bir neon atomundan bir elektron koparıldığında bir Ne(+) iyonu oluşur.Bir elektriksel deşarj tüpünde katot ışınları tüpün içinde bulunan gaz atomlarından ve moleküllerinden elektronların çıkmasına sebep oldukları zaman , bu tür artı yüklü tanecikler oluşur.Bu artı yüklü iyonlar eksi yüklü elektroda doğru hareket ederler.Eğer katot delikli bir levhadan yapılmışsa artı yüklü iyonlar bu deliklerden geçerler.katot ışınlarının elektronları ise ters yönde hareket ederler. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Pozitif ışınlar adı verilen bu artı yüklü iyon demetleri ilk defa 1886 da Eugen Goldstein tarafından bulundu.Pozitif ışınların elektrik ve magnetik alanların etkisinde sapmaları ise 1898 de Wilhelm Wien ve 1906 da J.J. Thomson tarafından incelendi.Artı yüklü iyonlar için e/m değerlerinin saptanmasına , katot ışınlarının incelenmesinde kullanılan yöntemin hemen hemen aynısı kullanıldı.Deşarj tüpünde değişik gazlar kullanıldığı zaman değişik tür artı yüklü iyonlar oluşur. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Proton adı verilen bu tanecikler bütün atomların bir bileşenidir.Protonun yüklü elektronun yüküne eşit fakat ters işaretlidir. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bu yüke yük birimi denir.Proton artı bir elektrik yük birimine , elektron ise eksi bir elektrik yük birimine sahiptir.(Protonun kütlesi elektronun kütlesinin 1836 katıdır). </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Nötron: </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Atomlar elektrik yükü bakımından nötral olduklarından bir atomun içerdiği proton sayısı elektron sayısına eşit olmalıdır. Atomun toplam kütlesini açıklayabilmek için 1920 de Ernest Rutherford atomda yüksüz bir taneciğin var olduğunu savundu. Bu tanecik yüksüz olduğundan onu incelemek ve tanımlamak zordu. Fakat 1932 de James Chadwick nötronun varlığını kanıtlayan çalışmalarını sonuçlarını yayınladı.Chadwick, nötronların oluştuğu bazı nükleer tepkimelerin verilerinden nötronun kütlesini hesaplayabildi.Bu tepkimelerde kullanılan ve oluşan bütün taneciklerin kütlelerini ve enerjilerini göz önüne alarak Chadwick nötronun kütlesini hesapladı.Bu kütle protonun kütlesinden biraz daha büyüktü. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Günümüzde daha birçok atom altı tanecik bulunmuştur.Fakat bu taneciklerin atom yapısı ile olan ilişkisi çok iyi bilinmemektedir.Kimyasal çalışmalar için atomun yapısı elektron , proton ve nötronun varlığına dayanarak yeterince açıklığa kavuşturulmuştur. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">İZOTOPLAR </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Belli bir elementin bütün elementlerinin atom numarası aynıdır. Fakat bazı elementler kütle numarası bakımından farklılık gösteren çeşitli tipte atomlardan oluşmuştur.Aynı atom numarasına fakat farklı kütle numarasına fakat farklı kütle numarasına sahip atomlara İZOTOP atomlar adı verilir. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Görüldüğü gibi izotoplar çekirdeklerindeki nötron sayısı bakımından farklıdırlar;bu da doğal olarak atom kütlelerinin farklı olduğu anl¤¤¤¤¤ gelir.Bir atomun kimyasal özellikleri ilke olarak atom numarası ile belirtilen proton ve elektron sayısına bağlıdır. Bundan dolayı bir elementin izotopları birbiri ile hemen hemen aynı olan kimyasal özelliklere sahiptir.Bazı elementler doğada tek bir izotop halinde bulunurlar.Fakat çoğu elementlerin birden çok izotopu vardır.Örnek olarak kalayın 10 doğal izotopu vardır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Kütle spektrometresi bir elementte kaç izotop bulunduğunu , her izotopun tam olarak kütlesini ve bağıl miktarını saptamak için kullanılır.Buharlaştırılmış madde , elektronlarla bombardıman edilerek artı yüklü iyonlar oluşturulur.Bu iyonlar eksi yüklü bir levhaya doğru çekilerek bu levha üzerinde bulunan dar bir aralıktan hızla geçirilirler. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">İyot demeti bundan sonra magnetik bir alan içinden geçirilir.yüklü tanecikler magnetik bir alan içinde dairesel bir yörünge izlerler.Taneciğin yükü arttıkça doğrusal yörüngesinden sapma da artar.Bu nedenle , magnetik bir alanda artı yüklü bir iyonun izlediği dairesel yörüngenin yarıçapı o iyonun e/m değerine bağlıdır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Değişik e/m değerine sahip iyonların bu son aralıktan geçmesi ise magnetik alan şiddeti veya iyonları hızlandırmak için kullanılan voltaj ayarlanarak sağlanır.Böylece aygıttaki farklı iyon türlerinden her biri bu aralıktan ayrı ayrı geçirilirler.Detektör her farklı iyon demetinin şiddetini ölçer ; bu iyon şiddeti örnekte bulunan izotopların bağıl miktarına bağlıdır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Atom Numarası ve Periyotlar yasası </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">19.yüzyılın başlarında kimyacılar elementler arasında bulunan fiziksel ve kimyasal benzerliklerle ilgilendiler.1817 ve 1829 da Johann W. Döbereiner ?triad? lar adını verdiği element serileri (Ca,Sr,Ba;Li,Na,K;Cl,Br,I;S,Se,Te) hakkındaki incelemelerini yayınladı burada her seriyi oluşturan elementler birbirine benzeyen özeliklere sahip olup serideki ikinci elementin atom ağırlığı yaklaşık diğer iki elementin atom ağırlıklarının ortalamasına eşittir. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bunu izleyen yıllarda birçok kimyacı elementleri benzeyen özellikleri açısından sınıflandırmayı denedi.1863-66 yıllarında John A. R. Newlands ?oktavlar yasası? nı önerip geliştirdi.Newlands a göre elementler atom ağırlıklarının artış sırasına göre dizildiklerinde sekizinci element birinciye , dokuzuncu element ikinciye benziyor ve bu durum böylece devam ediyordu.Newlands bu ilişkiyi müzik notalarındaki oktavlara benzetti.Fakat gerçek ilişki Newlands?ın varsaydığı kadar basit değildi.Newlands ın çalışmaları dayanaksız bulunmuş ve diğer kimyacılar tarafından ciddiye alınmamıştır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Elementlerin modern periyodik sınıflandırılması Julius Lothar Meyer ve özellikle Dimitri Mendeleev ?in çalışmalarına dayanır.Mendeleev periyodik bir yasa önerdi ; bu yasaya göre elementler atom ağırlığı artışına göre incelendiğinde , özelliklerindeki benzerlikler periyodik olarak tekrarlanır.Mendeleev in çizelgesinde benzer elementler grup adı verilen dikey sütunlarda toplanır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Ayrıca Mendeleev in çizelgesinde henüz bulunmamış elementler için boş yerler bıraktı ve çizelgede olmayan elementlerden üç tanesinin özelliklerini önceden belirtti.Hemen sonra Mendeleev in öngördüğü özelliklerin çoğuna sahip oldukları belirlenen Skandiyum,galyum ve germanyum elementlerinin bulunması periyodik sistemin doğru olduğunu gösterdi.Asal gazların varlığı Mendeleev tarafından öngörülmediği halde bu elementler 1892-98 yılları arasında bulunduktan sonra periyodik çizelgedeki yerlerine oldukça iyi bir şekilde uydular. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Periyodik çizelgedeki plana göre K,Ni ve I elementlerinin atom ağırlığının artışına göre belirlenmiş dizilişinin dışında yer almamaları gerekliydi.Örneği iyot atom ağırlığına göre 52 numaralı element olmalıydı.Fakat kimyasal açıdan benzediği F,Cl ve Br elementleri ile aynı gurupta olabilmesi için iyot keyfi olarak 53 numaralı element oldu.Periyodik sınıflandırmanın daha ayrıntılı olarak incelenmesi ile bir çok araştırıcı periyodik özelliğin,atom ağırlığından çok , başka bir temel bağlı olduğuna inandı.Bu temel özelliğinde o zamanlar periyodik sistemden çıkarılan ve sadece bir seri numarası olan atom numarası ile ilişkisi olduğunu öğrendi. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">1913-14 yıllarında Henry G. J. Moseley in çalışmaları bu problemleri çözdü.Yüksek enerjili katot ışınları bir hedefe odaklandığında X-ışınları oluşur.Bu X-ışınları çeşitli dalga boylarındaki bileşenlere ayrılabilir ve bu şekilde elde edilen çizgi spektrumları da fotografik olarak kaydedilebilir.Hedef olarak değişik elementler kullanıldığında değişik X-ışınları spektrumları elde edilir ve her spektrum sadece birkaç karakteristik spektral çizgi içeren X-ışınları spektrumu vardır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Moseley atom numaraları 13 ile 79 arasında olan 38 elementin X-ışınları spektrumunu inceledi.Her elemen için o elemente karşılık gelen karakteristik spektrum çizgisini kullanan Moseley , elementin atom numarası ile çizgi frekansının kare kökü arasında doğrusal bir ilişki olduğunu buldu.Başka bir değişle elementler atom numarası artışına göre dizildiğinde spektrum çizgisi frekansının karekökü bir elementten diğerine gittikçe sabit bir miktarda artar. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bundan dolayı Moseley X-ışınları spektrumuna dayanarak elementlerin doğru atom numaralarını tahmin edebildi.Böylece atom ağırlıkları komşu atomlarınkine uygun düşmeyen K,Ni ve I un sınıflandırılması problemi de çözümlenmiş oldu.Diğer taraftan Moseley Ce den Lu e kadar olan seride 14 element bulunması ve bu elementlerin ve bu elementlerin periyodik çizelgede Lantan?dan sonra gelmeleri gerektiğini bildirdi.Moseley?in diagramları ayrıca 79 numaralı elementten önce henüz o zamana kadar bulunmamış 4 elementin var olması gerektiğini de gösterdi.Nihayet Moseley?in çalışmalarına dayanarak periyodik yasa ?Elementlerin fiziksel ve kimyasal özellikleri atom numarasının periyodik fonksiyonudur? şeklinde tekrar tanımlandı. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Moseley in atom numaraları ile Rutherford un tanecikleri saçılma deneyinden hesapladığı çekirdek yükleri oldukça iyi bir uyum içindeydi.buna dayanarak Moseley atom numarasının atom çekirdeğinde bulunan artı birimlerin sayısı olduğunu önerdi. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Moseley ayrıca, atomda bir elementten diğerine gidildikçe artan temel bir nicelik bulunduğunu ifade ederek bu niceliğin ancak merkezdeki artı yüklü çekirdeğin yüklü olabileceğini belirtti. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">X-ışınları , görünür ışıktan çok daha kısa dalga boylarına ve dolayısıyla daha yüksek frekans ve enerjilere sahip elektro magnetik ışınlardır.Bir elementin x-ışınları spektrumunun olmasına hedef element atomlarında meydana gelen elektron geçişlerinin sebep olduğuna inanılmaktadır.X-ışınlar tüpüne katot ışınları , hedefteki atomların iç kabuklarından elektronlar koparırlar.Dış kabuktaki elektronlar iç kabuklarda oluşan bu boşlukları doldurdukları zaman x-ışınları yayınlanır.Bir atomda elektronun , yüksek bir enerji düzeyinden K düzeyine geçmesi sonucu oldukça bir büyük bir miktarda enerji açığa çıktığından , elde edilen radyasyonun frekansı yüksektir.Buna karşı gelen dalga boyu da x-ışınlarına özgü olup kısadır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bir elektron geçişi sırasında açığa çıkan radyasyonun frekansı ayrıca atom çekirdeğindeki yüke bağlıdır.Açığa çıkan bu enerjinin miktarı çekirdek yükünün karesi ile doğru orantılıdır.Çekirdeğin yükü arttıkça açığa çıkan enerji artar ve yayınlanan radyasyonun dalga boyu kısalır.Moseley in gözlemleri de bu ilişkiyi yansıtmaktadır. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p /></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikkulubu.net/atom-ve-elektronlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atomun Elektrikli Yapısı</title>
		<link>http://www.fizikkulubu.net/atomun-elektrikli-yapisi/</link>
		<comments>http://www.fizikkulubu.net/atomun-elektrikli-yapisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Aug 2007 13:05:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>berkmr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nükleer Fizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikkulubu.net/atomun-elektrikli-yapisi/</guid>
		<description><![CDATA[ATOMUN ELEKTRİKLİ YAPISI 
 
1. Çekirdekteki Dev Güç: Güçlü Nükleer Kuvvet 
Çevremizde gördüğümüz her şeyin, kendimiz de dahil olmak üzere atomlardan oluştuğunu ve bu atomların da pek çok parçacıktan meydana geldiğini gördük. Peki bir atomun çekirdeğini oluşturan tüm bu parçacıkları bir arada tutan güç nedir? İşte çekirdeği bir arada tutan ve fizik kurallarının tanımlayabildiği en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">ATOMUN ELEKTRİKLİ YAPISI </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"> </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">1. Çekirdekteki Dev Güç: Güçlü Nükleer Kuvvet </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Çevremizde gördüğümüz her şeyin, kendimiz de dahil olmak üzere atomlardan oluştuğunu ve bu atomların da pek çok parçacıktan meydana geldiğini gördük. Peki bir atomun çekirdeğini oluşturan tüm bu parçacıkları bir arada tutan güç nedir? İşte çekirdeği bir arada tutan ve fizik kurallarının tanımlayabildiği en şiddetli kuvvet olan bu kuvvet, &#8220;güçlü nükleer kuvvet&#8221;tir.<span id="more-118"></span> </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"> </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bu kuvvet atomun çekirdeğindeki protonların ve nötronların dağılmadan bir arada durmalarını sağlar. Atomun çekirdeği bu şekilde oluşur. Bu kuvvetin şiddeti o kadar fazladır ki, çekirdeğin içindeki protonların ve nötronların adeta birbirine yapışmasını sağlar. Bu yüzden bu kuvveti taşıyan çok küçük parçacıklara Latince&#8217;de &#8220;yapıştırıcı&#8221; anlamına gelen &#8220;gluon&#8221; denilmektedir. Bu yapışmanın şiddeti çok hassas ayarlanmıştır. Bu yapıştırıcının kuvveti protonların ve nötronların birbirlerine istenilen mesafede bulunmalarını sağlamak için özel olarak tespit edilmiştir. Söz konusu kuvvet biraz daha yapıştırıcı olsa protonlar ve nötronlar birbirlerinin içine geçecek, biraz daha az olsa dağılıp gideceklerdi. İşte bu kuvvet Büyük Patlama&#8217;nın ilk saniyelerinden beri atomun çekirdeğinin oluşması için gerekli olan yegane değere sahiptir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Güçlü nükleer kuvvetin açığa çıktığı zaman ne kadar büyük tahrip gücü olduğunu bize Hiroşima ve Nagazaki&#8217;deki tecrübeler göstermiştir. Atom bombalarının bu denli etkili olmasının tek sebebi atom çekirdeğinde saklanan gücün açığa çıkmasıdır. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">2. Atomun Emniyet Kemeri: Zayıf Nükleer Kuvvet </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Şu an yeryüzündeki düzeni sağlayan en önemli etkenlerden biri de atomun kendi içinde dengeli bir yapıya sahip olmasıdır. Bu denge sayesinde maddeler bir anda bozulmaya uğramaz ve insanlara zarar verebilecek ışınları yaymaz. Atom bu dengesini çekirdeğindeki protonlarla nötronlar arasında var olan &#8220;zayıf nükleer kuvvet&#8221; sayesinde elde eder. Bu kuvvet özellikle içinde fazla nötron ve proton bulunduran çekirdeklerin dengesini sağlamada önemli bir rol oynar. Bu dengeyi sağlarken gerekirse bir nötron protona dönüşebilir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bu işlem sonucunda çekirdekteki proton sayısı değiştiği için, artık atom da değişmiş, farklı bir atom olmuştur. Burada sonuç çok önemlidir. Bir atom parçalanmadan, başka bir atoma dönüşmüş ve varlığını korumaya devam etmiştir. İşte bu şekilde de canlılar kontrolsüz bir şekilde çevreye dağılıp insanlara zarar verecek parçacıklardan gelebilecek tehlikelere karşı adeta bir emniyet kemeri gibi korunmuş olur. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">3. Elektronları Yörüngede Tutan Kuvvet: Elektromanyetik Kuvvet </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bu kuvvetin keşfedilmesi fizik dünyasında bir çığır açtı. Her cismin kendi yapısal özelliğine göre bir &#8220;elektrik yükü&#8221; taşıdığı ve bu elektrik yükleri arasında bir kuvvet olduğu öğrenilmiş oldu. Bu kuvvet zıt elektrik yüklü parçacıkların birbirini çekmesini, aynı yüklü parçacıkların da birbirlerini itmelerini sağlar. Bu sayede bu kuvvet atomun çekirdeğindeki protonlarla çevresindeki yörüngelerde dolaşan elektronların birbirlerini çekmelerini sağlar. İşte bu şekilde atomu oluşturacak iki ana unsur olan &#8220;çekirdek&#8221; ve &#8220;elektronlar&#8221; bir araya gelme fırsatı bulurlar. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bu kuvvetin şiddetindeki en ufak bir farklılık elektronların çekirdek etrafından dağılmasına ya da çekirdeğe yapışmasına neden olur. Her iki durumda da atomun, dolayısıyla madde evreninin oluşması imkansız hale gelir. Oysa bu kuvvet ilk ortaya çıktığı andan itibaren sahip olduğu değer sayesinde çekirdekteki protonlar elektronları atomun oluşması için gereken en uygun şiddette çeker. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Güçlü nükleer kuvvet </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">15 </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Zayıf nükleer kuvvet </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">7,03.10 -3 </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Elektromanyetik kuvvet </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">3,05.10 -12 </p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikkulubu.net/atomun-elektrikli-yapisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atom Çekirdeğinin Keşfi</title>
		<link>http://www.fizikkulubu.net/atom-cekirdeginin-kesfi/</link>
		<comments>http://www.fizikkulubu.net/atom-cekirdeginin-kesfi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Aug 2007 12:52:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>berkmr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nükleer Fizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikkulubu.net/atom-cekirdeginin-kesfi/</guid>
		<description><![CDATA[Atom çekirdeğinin varlığı üzerine ilk çalışma radyoaktifliğin keşfinden sonra elde edilen ? ışınlarının bir altın yaprak üzerine düşürülmeleri ile Rutherford tarafından yapılmıştır. Bu çalışma Greiger-Marsten ve Chadwick tarafından birbirinden bağımsız yapılmış ve teori doğrulanmıştır. Rutherford ve çalışma arkadaşları ? ışınlarını ince bir altın yapraktan geçimi şekildeki şeması görülen düzeneği kullanarak incelemişlerdir. Bir kurşun blok üzerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Atom çekirdeğinin varlığı üzerine ilk çalışma radyoaktifliğin keşfinden sonra elde edilen ? ışınlarının bir altın yaprak üzerine düşürülmeleri ile Rutherford tarafından yapılmıştır. Bu çalışma Greiger-Marsten ve Chadwick tarafından birbirinden bağımsız yapılmış ve teori doğrulanmıştır. Rutherford ve çalışma arkadaşları ? ışınlarını ince bir altın yapraktan geçimi şekildeki şeması görülen düzeneği kullanarak incelemişlerdir. Bir kurşun blok üzerine açılan ince bin delik üzerine yerleştirilen radyum parçasından elde edilen ? ışını demeti altın levha üzerine düşürülmüştür. Altın yaprağı geçen ışınımlar O noktası etrafında birlikte dönebilen bir flüoresans levha ve mikroskop yardımıyla gözlenmiştir. 6.10-5 cm kalınlığındaki altın levha havayı geçirmemektedir. ? ışınlarının hava molekülleri içindeki etkisini önlemek içinde sistem vakumlanmıştır.<span id="more-116"></span> </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"> </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Altın atomlarının ? parçacıklarına göre çok daha büyük olması düşüncesiyle bu ışınlar için altın yaprağın bir set oluşturacağı her ne kadar akla gelebilirse de deneyde bunun tersine olarak ? ışınlarının büyük bir kısmının levhayı geçerek yoluna devam ettikleri, küçük bir kısmının da saçılmaya uğradığı deneyle gözlenmiştir. Altından başka diğer maddelerde de aynı deneyler yapılmış ve ışınımların saçılmaya uğrayan kısmının maddenin kalınlığı ile orantılı olduğu bulunmuştur. Bu deneyde Rutherford?un çıkardığı sonuç şudur: Atomların kütleleri son derece küçük boyutlu çekirdeklerde toplanmıştır. Elektriksel boşama olaylarında elektronlar atomdan kopartılarak pozitif iyonlar oluştuğuna göre; elektronlar atomun dış kısmını meydana getirirler. Elektronların atomun dış kısmına tutunabilmeleri için de çekirdeğin pozitif yüklü olması gerekir. Dolayısıyla çekirdeğin bu pozitif yükü onu kuşatan elektronların toplam negatif yüküne eşittir. Elektronlara etki eden Coulomb kuvveti ile evrensel çekim kuvvetinin matematiksel ifadeleri birbirine benzediğine göre çekirdek yada etrafındaki güneş sistemine benzemelidir. Bu düşünceye göre elektronlar çekirdeğin etrafında dönmektedirler. ? ışınlarının büyük bir kesiri yaklaşık 2000 atom kalınlığındaki bir altın levhayı geçtiğine göre çekirdeğin çapı atomun çapı yanında çok küçüktür. Güneş ve yıldızlar arasında olduğu gibi çekirdek ve elektronlar arasında büyük bir boşluk vardır. Bu sebeple bir ? parçacığının dorudan doğruya çekirdeğe çarpma ihtimali çok azdır. Buna karşın elektronlara çarpma ihtimali daha büyüktür.Ancak elektronların kütlesi ? parçacıklarının kütlesinden çk küçük olduğundan böyle bir çarpışmada ? parçacıklarının doğrultusu ve hızı değişmez. Fakat elektronları yörüngelerinden çıkartabilirler. Çekirdek ve ? ışınlarının her ikisi de (+) oldukları için ? ışınları çekirdek tarafından itilir. Bir ? taneciği çekirdeğe ne kadar çok yaklaşırsa doğrultusu o kadar değişir. İşte saçılmanın sebebi budur. </p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikkulubu.net/atom-cekirdeginin-kesfi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Termodinamik Evren</title>
		<link>http://www.fizikkulubu.net/termodinamik-evren/</link>
		<comments>http://www.fizikkulubu.net/termodinamik-evren/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jun 2007 23:50:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>berkmr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nükleer Fizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikkulubu.net/termodinamik-evren/</guid>
		<description><![CDATA[Evrendeki tüm varlıklar belirli bir yaşam sürerler ve bu yaşamları ise onların enerjisi ölçüsünde olmaktadır. Varlıklar içlerinde bulunan bu enerji ile hayatlarını sürdürürler, enerjileri tükendiğinde ise ölürler. Acaba yaşam İle ölüm arasında akıp giden enerjinin varlıklar arasındaki hareketinin yönünü belirleyen kanunlar nelerdir? Termodinamik biliminin temellerini atan Fransız fizikçi Sadi Cornat, enerji ve hareket ile birlikte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Evrendeki tüm varlıklar belirli bir yaşam sürerler ve bu yaşamları ise onların enerjisi ölçüsünde olmaktadır. Varlıklar içlerinde bulunan bu enerji ile hayatlarını sürdürürler, enerjileri tükendiğinde ise ölürler. Acaba yaşam İle ölüm arasında akıp giden enerjinin varlıklar arasındaki hareketinin yönünü belirleyen kanunlar nelerdir? Termodinamik biliminin temellerini atan Fransız fizikçi Sadi Cornat, enerji ve hareket ile birlikte ısı dönüşümü olayını da ele alarak incelemelerine başlayınca, bu kanunlar da ortaya çıkmaya başladı.</p>
<p>    Daha sonraları Robert Mayer, Hermann Von Helmholtz, W.Thomson, R.Clousius ve J.Joule&#8217;ün çalışmalarıyla fiziğin üçüncü, belki de en sağlam sütunu termodinamik doğmuş oldu. <span id="more-100"></span></p>
<p>    Termodinamik enerjinin korunumundan faydalanarak mekanik ve termal olayları birbirine bağlayan bir bilimdir.</p>
<p>Termodinamik, mekanik ve elektromanyetikten çok farklıdır. Çünkü özel hiç bir durum öne sürmeksizin tüm modellerle uyum içindedir, incelik gerektirse de sonuçları kesin ve sağlamdır. İşte bu nedenledir ki, Planck ve Einstein termodinamiğin üzerine fiziksel bir kuram inşa edilebilecek biricik mutlak, sağlam teme! olduğu hususunda hemfikirdiler. Anlaşılması güç engellerle karşılaştıklarında, olaya termodinamik açısından yaklaşarak çözüme ulaşmaya çalışırlardı.</p>
<p>Şimdi ise fiziğin yıkılması en zor görünen kalesinin mahiyetine yani termodinamiğin kanunlarına değinelim.</p>
<p>A) Sıfırıncı Kanun</p>
<p>Sıfırına kanun sıcaklık ve termal dengeyle ilgili bir kanundur. Burada şunu belirtelim, ısı ve sıcaklık aynı şeyler değildirler. Isı; sıcaklık farkından dolayı bir cisimden diğerine akan enerji iken, sıcaklık; bir cisimde bulunan enerjinin bir ölçüsüdür. Termal dengeyi ise. ısı alışverişinde bulunabilecek bir durumda bulunan (Termal temas) iki veya daha fazla cismin sıcaktan soğuğa doğru olan enerji akışının kesilmesiyle kurulan bir denge hali olarak tarif edebiliriz.</p>
<p>Bu açıklamalara göre sıfırına kanun, &#8220;Birbirleriyle termal temasta bulunan varlıkların oluşturduğu bir sistem, yeterli zaman sonunda termal dengeye ulaşır ve sistem içindeki bütün varlıklar aynı sıcaklığa sahip olurlar&#8221; şeklinde ifade edilebilir.</p>
<p>Termometreler bu kanuna göre çalışmaktadır. Termometreler bulundukları sistemin bir parçası olduklarından sistemle termal denge içindedir. Yani sistemin sıcaklığına sahiptir. Bundan sonra sisteme verilen veya çekilen ısıdan termometre direkt olarak etkilenir ve ortamın yeni sıcaklığını gösterir.</p>
<p>B) Birinci Kanun</p>
<p>Termodinamiğin birinci kanunu enerjinin korunumu kanunudur. Bu kanuna göre enerji yoktan var, vardan da yok edilemez, ancak şekil değiştirebilir. Bizde bundan faydalanarak (enerji dönüşümleri) ısınıyor, hareket ediyor ve cisimleri hareket ettiriyoruz. Buhar makineleri, diğer ısı üretim makineleri ve yakıtlı motorlar hepsi bu kanunun öngördüğü şekilde enerjinin işe dönüştürülmesinden faydalanarak çalışmaktadır.</p>
<p>Bu kanun belki de fizik kanunlarının en sağlam olanıdır. Ayrıca bu kanuna göre. yaşam kaynağımız olan güneş de mevcut enerjisini bir gün tüketecek ve insan yaşamı ile birlikte kendiliğinden sönecektir. Bilim adamlarının yaptıkları hesaplamalara göre güneş yaklaşık 4,6 milyar yıl yaşındadır, ancak 5 milyar yıllık enerjisi kalmıştır. Beş milyar yıl çok uzun bir zamandır, ama hiç bir zaman sonsuz anlamına gelmez.</p>
<p>C) İkinci Kanun</p>
<p>19. yüzyıl, atağa kalkan bilim sayesinde sanayi devrimine sahne oldu. Bu devrimin hiç kuşkusuz baş aktörü makinalardı. Makinalar da daha mükemmele ulaşma isteği ile yapılan çalışmalar sırasında bilim adamlarının Önünde bazı sorular belirdi. Hangi tür bir makina en çok verimle çalışır? Kayıplar sıfırlanabilir mi? Kayıpların kaynağı nedir? v.b. Bu soruların cevaplan hiç de beklenildiği gibi olmadı. Çünkü yanıtlar insanoğluna hiç bitmezmiş gibi görünen enerji rezervlerinin hesapsızca kullanılamayacağını gösterecektir.</p>
<p>Yapılan araştırmalar neticesinde yüzde yüzlük verimle çalışan makinalar düşüncesi tarih oldu. Çünkü ne türlü bir makina yapılırsa yapılsın makinaya verilen enerji ile makinadan başka bir şekle dönüştürülmüş olarak elde edilen enerji arasında sıfırlanamaz bir kayıp mevcuttur. Ne yaparsak yapalım verilen enerjinin bir kısmı makina içi sürtünmeler vasıtasıyla ısıya dönüşmektedir. Kaybolan ısı ise hiç bir zaman enerji olarak tekrar elde edilemez. Bu olay enerji kaybı dolayısıyla birinci kanunun ihlali şeklinde anlaşılmasın. Kayıplardan kasıt, vardan yok olma şeklinde olmayıp, enerjinin ısı şekline dönüşüp kullanılabilir olmaktan çıkması, sistemin (makina. ortam, araç vb.) yapısına katılmasıdır.</p>
<p>Kısaca ikinci kanun; bir süreç içinde gerekli toplam enerji sabit kaldığı halde, sürtünme ve benzeri temaslar yüzünden kullanılabilir enerji azalmaktadır ve bunun sonucu olarak yüzde yüzlük verimle çalışan bir makina yapılamaz.</p>
<p>Termodinamiğin ikinci kanunu, fiziğe geri döndürülemez (tersinmez) olaylar düşüncesini getirdi. Bu kanuna göre fiziksel hadiselerde geri döndürülemez belirli bir eğilim vardır. Örneğin, bir bardak sıcak çay etrafına ısı vererek soğur ve hiç bir zaman çayımız verdiği ısıya kendiliğinden toplayıp eski haline gelmez. Yukarıdan serbest bırakılan bir top yerden sekip bırakıldığı yüksekliğe kadar çıkmayı başaramaz. Bir pervaneyi ne kadar hızlı çevirirsek çevirelim, çevirme işlemini bıraktıktan bir müddet sonra durur ve hiç bir zaman da sürtürmeye harcadığı enerjisini toparlayıp tekrar dönmeye başlamaz. Bir odaya sıktığımız parfüm ilk Önce yakın çevresi tarafından hissedilir, bir süre sonra karşı köşedeki arkadaşımız bile kokuyu alır, ama daha sonra koku gittikçe etkisini kaybeder ve parfüm zerrecikleri atmosferde dağılıp gider. Hiç bir zaman odadan çıkmam demez, geri dönüşsüz evrensel eğilimin etkisinde bir harekete mecbur kalır.</p>
<p>Bütün bu saydığımız süreçlerin ortak yanı; belirli bir doğrultuda, düzenden düzensizliğe, bütünden yayılmaya, kullanılır olabilirlikten kullanılmamazlığa doğru, yol almalarıdır.</p>
<p>R.Clausius bu evrensel eğilime entropi ismini verdi ve matematiksel bir ifadesini oluşturmayı başardı. Entropi Yunanca kökenli bir kelime olup &#8220;Bir sistemin düzensizlik derecesinin ölçüsü&#8221; manasında kullanılır.</p>
<p>İkinci yasa kısaca entropi artışı olarak özetlenebilir. Bütün varlıkların, eninde sonunda entropisi artmaktadır. Kainattaki olayların tümü yukarıda saydığımız gibi geri dönüşümlü olmayan olaylardır. Bizi ısıtan ve aydınlatan güneş bir bardak sıcak çay gibi ısısını tüketmektedir. İçinde bulunduğumuz Samanyolu Galaksisi ve diğer galaksiler bir odaya sıktığımız parfümün zerrecikleri gibi birbirlerinden hızla uzaklaşmaktadırlar. Kısacası evrenin entropisi sürekli olarak artmaktadır.</p>
<p>Sürekli enerji kaybından dolayıeninde sonunda evrenin entropisi maksimum değere ulaşacaktır. Bu andan itibaren evrenin her yeri aynı sıcaklık ve yoğunlukta olacak. Bu maksimum düzensizlik halinde iş yapacak kullanılabilir enerji olmadığından bütün fiziksel, kimyasal ve biyolojik süreçler duracaktır.Bu umutsuz tabloya bilim adamları &#8220;Isı ölümü&#8221; adını verirler.</p>
<p>Bu konu hakkında Fizikçi Poul Davies &#8220;Tanrı ve Yeni Fizik&#8221; adlı kitabında şöyle diyor: &#8220;Eğer evren sınırlı bir düzen birikimine sahipse ve düzensizliğe doğru tersinmez biçimde sonunda termodinamik dengeye değişiyorsa iki çok derin çıkarımı hemen izlemeye başlar, îlki evren en sonunda ağır ağır yuvarlanarak kendi entropisi içinde ölecektir. Bu fizikçiler arasında evrenin &#8220;ısı ölümü&#8221; olarak bilinir. İkincisi evren ebediyen varolmuş olamaz, bu yüzden sınırlı bir zaman önce dengesi son durumuna erişmiş olacaktı. Özet olarak evren daima varolmadı.&#8221;</p>
<p>Entropi, 19. yüzyılda büyük yankılar uyandırdı. Entropi, bir türlü Newton mekaniği ile açıklanamıyordu. Ludwig Boltzman olasılık kavramını gündeme getirdi. Olasılıklar yardımıyla kurulan istatistiksel mekanik. Newton mekaniğini düştüğü zor durumdan kurtardı.</p>
<p>D) Üçüncü Kanun</p>
<p>Üçüncü yasa fizik bilimindeki görülmeyen engellerden biriyle ilgilidir. Bu termodinamik engel, mutlak sıfır sıcaklığıdır. Bu kanun 1906 Wolther Nernst tarafından ortaya atılmıştır.</p>
<p>Mutlak sıfır noktası, bütün gazlar için basıncın sıfır olduğu andaki sıcaklık değerine karşılık gelmektedir. Yani bütün gazların mutlak sıfır sıcaklığında basınçları sıfırdır. Mutlak sıfır sıcaklığı -273, 15°C karşılık gelir. Fakat bu değer bu sıcaklığa inilerek elde edilmiş bir Ölçüm olmayıp bütün gazların sıcaklık-basınç grafiğinden elde edilmiş bir değerdir. Zaten fiziki bir engel olma özelliği buradan kaynaklanmaktadır. Yapılan deneylerde bu sıcaklığa inilememiştir.</p>
<p>Basıncın sıfırlanması ise ayrı bir problemdir, önceleri fizikçiler cisimler soğudukça molekül ve atomların hareketlerinin yavaşladığı ve mutlak sıfır sıcaklığında tamamen durduğu ve böylelikle etraflarına bir basınç uygulayamadıkları düşüncesindeydiler. Fakat daha sonra fiziğe giren Kuantum mekaniğine göre atomların sıfırlanamâz alt limit enerji değerleri olmak zorundadır. Kısaca deneylerle de doğrulanan Kuantum mekaniğine göre, atomlar -273, 15 ° C &#8216;de etrafıyla paylaşamayacağı bir enerjiye sahiptirler,</p>
<p>Nernst bu sonuçlardan faydalanarak işi bir adım daha ileri götürdü. Ona göre mutlak sıfır noktası -273,15 ° C maksimum düzensizlikten çok düzensizliğin yokluğu yani mükemmel bir düzen halidir.</p>
<p>Daha sonra yapılan çalışmalar da mutlak sıfıra İnmenin eldeki bilgilerle imkansız olduğu ortaya çıktı. Çünkü sıcaklığı düşürmek için gerekli caba her seferinde zorlaşmaktadır. Bu ışık hızına erişmek için gereken enerjinin sonsuza gitmesi gbi -273.15 ° C inmek için gereken çaba da sonsuza gitmektedir.</p>
<p>Termodinamiğin temcilerini oluşturan bu dört kanun, kesin ve sağlamlıklarına rağmen bizde fiziğin en az bilinen alanlarından biridir. Genelde bu konu ya temel fizik kitaplarının son bölümünü oluşturur ya da başlı başına bir ders olarak okutulur. Kalın teme! fizik kitaplarının tamamını bir dönemde bitirmek pek görülmüş şey değildir. Bir ders olarak müfredata koyulduğunda ise ezberci sistemin bir sonucu olarak sayfalar süren formül kargaşasında işin özüne, manasına girilememekte veya girilmemektedir.</p>
<p>Şu bir gerçek ki, bildiğimiz en mükemmel izole sistem içinde yaşadığımız kainattır. İşte bu kainat sürekli genişleyen yapısıyla ısı Ölümüne doğru koşmaktadır. Bu uzun maraton bir gün entropinin maksimumlanmasıyla son bulacak. İşte o andan itibaren, ölüm bir daha ölmemek üzere kainatı kuşatacak. </p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikkulubu.net/termodinamik-evren/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneşin Enerjisinin Kaynağı</title>
		<link>http://www.fizikkulubu.net/gunesin-enerjisinin-kaynagi/</link>
		<comments>http://www.fizikkulubu.net/gunesin-enerjisinin-kaynagi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jun 2007 23:49:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>berkmr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nükleer Fizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikkulubu.net/gunesin-enerjisinin-kaynagi/</guid>
		<description><![CDATA[Nükleer enerjinin iki kaynağı vardır. Füsyon ve fizyon. Füsyon bildiğimiz atom bombasının çalışma prensibidir, yani ağır elementlerin çekirdeklerinin parçalanmasından çıkan muazzam enerji. Fizyonda ise, tersine hafif atomlar birleşerek daha ağır atomlar meydana getirirler. Ortaya yine çok büyük bir enerji çıkar.
Bu hafif atomların birleşmesi çok kolay olmaz. Hafif atomların çekirdekleri artı yüklü olduklarından, bir araya geldiklerinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Nükleer enerjinin iki kaynağı vardır. Füsyon ve fizyon. Füsyon bildiğimiz atom bombasının çalışma prensibidir, yani ağır elementlerin çekirdeklerinin parçalanmasından çıkan muazzam enerji. Fizyonda ise, tersine hafif atomlar birleşerek daha ağır atomlar meydana getirirler. Ortaya yine çok büyük bir enerji çıkar.</p>
<p>Bu hafif atomların birleşmesi çok kolay olmaz. Hafif atomların çekirdekleri artı yüklü olduklarından, bir araya geldiklerinde büyük bir itme kuvveti doğar. Bu kuvvetlerin etkilerini gidermek için çok yüksek sıcaklıklar gerekir. Pratikte bu kadar yüksek bir sıcaklığı, sürekli ve kalıcı bir biçimde sağlamak çok güçtür ama bu şartlar en ideal şekilde Güneş&#8217;in merkezinde mevcuttur. <span id="more-99"></span></p>
<p>Güneşin merkezindeki 15 milyon derece sıcaklıkta olan gaz halindeki madde büyük basınç altındadır. Güneşin temel maddesi olan hidrojeni helyuma dönüştüren nükleer tepkime yani fizyon olayı burada oluşur. 4 hidrojen çekirdeğinin bir helyum çekirdeği halinde birleşmeleri sonucu son derecede büyük bir enerji miktarı açığa çıkar.</p>
<p>Serbest kalan enerji ışınım ve iletim yoluyla Güneş&#8217;in merkezinden çevreye doğru ilerler. Bu yolculuk yaklaşık 10 milyon yıl sürer. Sonunda dış katmanlardan ısı ve ışık şeklinde uzaya yayılırlar. Güneş yaşı ve aydınlatma gücü olarak sıradan bir yıldızdır. Bütün yıldızlar doğada en çok bulunan, en basit, en hafif atom olan hidrojenin yavaş yavaş başta helyum olmak üzere diğer daha ağır elementlere dönüştüğü birer nükleer potadırlar.</p>
<p>Peki nasıl oluyor da, atomlar birleşip, başka bir atom oluşunca bu kadar büyük bir enerji ortaya çıkabiliyor? Bu soru Albert Einstein, o ünlü E=mc2 formülünü geliştirene kadar cevapsız kaldı.</p>
<p>Formül son derecede basitti. Her madde, çevrenizde görebildiğiniz her şey, enerjinin donmuş bir şeklidir. Gerekli ve yeterli şartlar yaratıldığında çok küçük bir maddeden bile büyük miktarda enerji açığa çıkabilir. Formülde &#8216;E&#8217; enerji, &#8216;m&#8217; maddenin kütlesi, &#8216;c&#8217; de ışık hızıdır.</p>
<p>Örneğin l litre hacmindeki (kütlesi l kilogram) olan bir kap suyu ele alalım. Eğer bu suyun tamamını Einstein&#8217;ın formülüne göre enerjiye çevirirsek, ortaya çıkan enerji, 100 watt&#8217;lık bir milyon ampulü, 30 sene boyunca yakabilecek güçte olacaktır.</p>
<p>Güneşin merkezindeki fizyon olayında birleşen atomlar ile ortaya çıkan atomların kütlelerini karşılaştırdığımızda çok az bir kütle eksilmesi görülür. İşte bu fark kadar kütle Einstein formülüne göre enerjiye çevrilmektedir. Bir litre sudan elde edilen enerji bu kadar olduğuna göre dünyanın 330 bin katı olan Güneş&#8217;te, saniyede yakılan 564 ton hidrojenden çıkacak enerjiyi varın siz hesap edin. </p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikkulubu.net/gunesin-enerjisinin-kaynagi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Plazma</title>
		<link>http://www.fizikkulubu.net/plazma/</link>
		<comments>http://www.fizikkulubu.net/plazma/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jun 2007 23:47:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>berkmr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nükleer Fizik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikkulubu.net/plazma/</guid>
		<description><![CDATA[Maddenin üç hali vardır bunlar sıvı katı ve gazdır. Bunu hepimiz ilkokulda öğrenmiştik.Peki o zaman maddenin 4. hali olduğu söylenen ve son on yılda gündeme gelen plazma nedir? Eğer &#8220;ben plazmaya daha yakından bakmak istiyorum&#8221; diyorsanız, yapmanız gereken çok basit. Kibriti elinize alın ve çakın. İşte pırıl pırıl alevi ile plazma karşınızda duruyor. Evet alev [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Maddenin üç hali vardır bunlar sıvı katı ve gazdır. Bunu hepimiz ilkokulda öğrenmiştik.Peki o zaman maddenin 4. hali olduğu söylenen ve son on yılda gündeme gelen plazma nedir? Eğer &#8220;ben plazmaya daha yakından bakmak istiyorum&#8221; diyorsanız, yapmanız gereken çok basit. Kibriti elinize alın ve çakın. İşte pırıl pırıl alevi ile plazma karşınızda duruyor. Evet alev de bir plazma hâlidir.</p>
<p>Alevin kibritteki sıcaklığı kibritin elinizle söndürebileceğiniz kadar düşük olabileceği gibi Güneşin çekirdeğindeki gibi milyonlarca santigrad kadar yüksek de olabilir. Plazma hâli sadece elektrik gerilim altında oluşmaz. Gaz hâline gelen bir maddeyi çok yüksek sıcaklıklara ısıtırsanız; enerji alanı elektronlar çekirdeklerinden kurtulur ve gaz plazma hâline geçer. Sıcaklık güneş çekirdeğindeki gibi çok yüksek ise; atomlar tüm elektronlarını kaybetmiş hâlde bulunabilirler. <span id="more-98"></span></p>
<p>Bizim günlük hayatımızda kullandığımız alev nispeten düşük sıcaklıktadır. Ancak burada düşük sıcaklıktaki alevin enerjisi ile ısınma ve yemek pişirme gibi ihtiyaçlarımızı giderdiğimizi unutmayalım. Bu arada çaktığınız kibrit bitmek üzere. En iyisi siz onunla bir mumu tutuşturup plazmayı öyle seyredin. Mumun alevi de düşük sıcaklıkta bir plazma hâlidir. Ancak &#8220;bu sıcaklık bana yetmez&#8221; demeyin.</p>
<p>Plazma, Her yerde Plazma</p>
<p>Maddenin plazma hâline dünya üzerinde çok az rastlamamıza rağmen kâinatta plazma hâli fazlalık bakımından maddenin diğer hâllerine karşı ezici bir üstünlüğe sahiptir. Şöyle ki; kâinattaki toplam madde miktarının % 99&#8242;unun plazma hâlinde olduğu sanılmaktadır. Örnek verecek olursak tüm yıldızlar, nebulalar ve yıldızlararası uzay plazma hâlindeki maddeden oluşur.</p>
<p>Bunların sıcaklığı ve partikül yoğunluğu şekil üzerinde gösterilmiştir. Birim hacimdeki partikül yoğunluğu da plazmanın bilinmesi gereken bir özelliğidir. Sıcaklığı yüksek olsa da, yoğunluğu düşük bir plazma fazla enerji yaymaz. Kâinatın boşluk diyebileceğimiz madde yoğunluğu çok düşük olan bölgelerinde ise; sıcaklık 3 K yani -270 C derece kadardır. Bir yanda hiç bir canlının hattâ cansızların bile mukavemet edemeyeceği kadar yüksek bir sıcaklık, diğer yanda atomları bile donduracak derecede bir soğuk.</p>
<p>Hayat Kaynağı Plazma Küresi</p>
<p>Işık ve ısı kaynağı olarak dünyamızda hayatın devamını sağlayan Güneş dev bir plazma küresidir. Bu dev plazma küresinin çekirdeğindeki 15 milyon K&#8217;lik sıcaklık ve kurşundan 11 kat daha fazla olan yoğunluk, termonükleer reaksiyonların gerçekleşmesini sağlar. Bu reaksiyonlarda özetle hidrojen çekirdekleri birleşerek helyum çekirdeklerine dönüşür ve muazzam bir enerji açığa çıkar. Ancak dünyamıza ısı göndererek hayatın devamını sağlayan ışıkkürenin sıcaklığı ancak 6.000 K&#8217;dir.</p>
<p>Bu tabakanın üzerinde yer alan ve korona adı verilen güneş tacının 2 milyon K&#8217;lik sıcaklığının sebebi ise tam anlaşılamamıştır. Bu tabaka dünyanın da ötesine uzanır ancak çok düşük yoğunlukta olduğu için sıcaklık tesiri fazla değildir. Bu tabakanın yoğunluğu ışıkküre gibi yüksek olsaydı dünya üzerinde hayat mümkün olmazdı. Yine güneşten kopup gelen elektrik yüklü parçacıkların, dünya atmosferine yapabileceği muhtemel etkiler dünyanın manyetik alanı tarafından önlenmiştir. Bu manyetik alana manyetosfer adı verilir.</p>
<p>Güneş&#8217;in oluşturduğu yüklü parçacık, akımı bu manyetik alan tarafından saptırılarak kutup bölgelerine doğru itilir. Bunun sonucunda kutup bölgelerinde atmosferin oksijen ve azot atomları ile etkileşime girerek ışımalara sebep olurlar ki bunlara aurora adı verilir. Auroralar yaklaşık ikiyüz km yüksekte oluşurlar ve sıcaklıkları bir kaç yüz derecedir. Güneş etkinliğinin yüksek olduğu günlerde telsiz ve radyo haberleşmelerinin olumsuz etkilendiğini hatırlarsak manyetosferin önemi daha iyi anlaşılır.bunlarda henüz ders kitaplarında okutulmayan maddenin 4. halinin hayatımızdaki yerini ve önemini anlatabiliyor zannederim. </p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikkulubu.net/plazma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
