<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fizik Kulübü &#187; Kuantum Mekaniği</title>
	<atom:link href="http://www.fizikkulubu.net/kategori/kuantum-mekanigi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fizikkulubu.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 12 Jan 2009 19:49:57 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Cisimleri havada tutmanın yolu bulundu</title>
		<link>http://www.fizikkulubu.net/cisimleri-havada-tutmanin-yolu-bulundu/</link>
		<comments>http://www.fizikkulubu.net/cisimleri-havada-tutmanin-yolu-bulundu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2009 19:46:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kuantum Mekaniği]]></category>
		<category><![CDATA[cisim]]></category>
		<category><![CDATA[fizik]]></category>
		<category><![CDATA[havada tutma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikkulubu.net/cisimleri-havada-tutmanin-yolu-bulundu/</guid>
		<description><![CDATA[

  
Amerikalı bilim insanları, cisimleri havada tutmanın nasıl başarılabileceğinin yolunu buldu.
Henüz bir cismin havada tutulması gerçekleştirilmedi ancak bilimciler, doğadaki en küçük parçacıkları yöneten ilkelerden oluşan ?kuantum mekaniğinin? sır dolu güçlerini kullanarak, bunun nasıl başarılabileceğinin yolunu keşfetti.
 
Harvard Üniversitesi uygulamalı fizikçi Federico Capasso ve ekibinin yaptığı bu çalışma, Nature dergisinde yayımlandı.
Küçük nanoteknolojik makineler yapılmasına sağlayabilecek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><meta http-equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8" /><meta name="ProgId" content="Word.Document" /><meta name="Generator" content="Microsoft Word 10" /><meta name="Originator" content="Microsoft Word 10" /></p>
<link href="file:///C:%5CDOCUME%7E1%5CBerk%5CLOCALS%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml" rel="File-List" /><!--[if gte mso 9]><xml>  <w:WordDocument>   <w:View>Normal</w:View>   <w:Zoom>0</w:Zoom>   <w:HyphenationZone>21</w:HyphenationZone>   <w:Compatibility>    <w:BreakWrappedTables/>    <w:SnapToGridInCell/>    <w:WrapTextWithPunct/>    <w:UseAsianBreakRules/>   </w:Compatibility>   <w:BrowserLevel>MicrosoftInternetExplorer4</w:BrowserLevel>  </w:WordDocument> </xml><![endif]--><br />
<style> <!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} h2 	{mso-margin-top-alt:auto; 	margin-right:0cm; 	mso-margin-bottom-alt:auto; 	margin-left:0cm; 	mso-pagination:widow-orphan; 	mso-outline-level:2; 	font-size:18.0pt; 	font-family:"Times New Roman";} span.textbodyblack 	{mso-style-name:textbodyblack;} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --> </style>
<p><!--[if gte mso 10]><br />
<style>  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normal Tablo"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman";} </style>
<p> <![endif]--><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; font-weight: normal">Amerikalı bilim insanları, cisimleri havada tutmanın nasıl başarılabileceğinin yolunu buldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span class="textbodyblack"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Henüz bir cismin havada tutulması gerçekleştirilmedi ancak bilimciler, doğadaki en küçük parçacıkları yöneten ilkelerden oluşan ?kuantum mekaniğinin? sır dolu güçlerini kullanarak, bunun nasıl başarılabileceğinin yolunu keşfetti.</span></span><span id="more-227"></span></p>
<p class="MsoNormal"><span class="textbodyblack"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><o:p> </o:p></span></span></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Harvard Üniversitesi uygulamalı fizikçi Federico Capasso ve ekibinin yaptığı bu çalışma, Nature dergisinde yayımlandı.</p>
<p>Küçük nanoteknolojik makineler yapılmasına sağlayabilecek olan bu yöntemde, moleküllerin belirli birleşimleri oluşturularak, birbirlerini itmeleri sağlandı. Bu ?yeni gücün? keşfinin, moleküllerin havada tutulmasını sağlayabileceği, sürtünmenin sıfır olduğu küçük, yeni kuşak cihazların yapılmasını sağlayabileceği kaydedildi.</p>
<p>Bu yeni güç, çok küçük cisimlerin birbirlerine yaklaştıklarında birbirlerini çekmeleri esasına dayanıyor. Bir Rus ekibi, moleküllerin doğru bileşimi elde edildiğinde bu gücün tersine dönebileceğini, yani cisimlerin birbirini itebileceğini öne sürmüştü. Amerikalı bilimcilerin yaptığı bu deney de Rusların bu varsayımını kanıtladı. Deney sırasında bir sıvı üzerindeki ince altın yüzey, metalik bir yüzey tarafından çekildi ancak ancak silisyumdan yapılan bir başka yüzey tarafından itildiği gözlendi.<o:p></o:p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikkulubu.net/cisimleri-havada-tutmanin-yolu-bulundu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuantum Düşünce Tekniği</title>
		<link>http://www.fizikkulubu.net/kuantum-dusunce-teknigi/</link>
		<comments>http://www.fizikkulubu.net/kuantum-dusunce-teknigi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Sep 2007 09:06:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>berkmr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kuantum Mekaniği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikkulubu.net/kuantum-dusunce-teknigi/</guid>
		<description><![CDATA[Kuantum Düşünce Tekniği Nedir? 
Kuantum Düşünce üst nitelikli bir düşünme biçimidir. Sıradan düşünce biçimleri kendisini tekrar eden, etkisiz ve sınırlı enerjilerdir. Değiştirme ve oluşturma güçleri yoktur. Daha çok vehim, kuruntu, başıboş hayaller biçiminde akar. Oysa Kuantum Düşünce derin düzeyde, atom altı alanda etkili olabilecek tarzda bir yaratıcı düşünme biçimidir. 
Özel bir bilinç düzeyine girerek, özel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-weight: normal; font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Kuantum Düşünce Tekniği Nedir? </p>
<p></span></strong><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Kuantum Düşünce üst nitelikli bir düşünme biçimidir. Sıradan düşünce biçimleri kendisini tekrar eden, etkisiz ve sınırlı enerjilerdir. Değiştirme ve oluşturma güçleri yoktur. Daha çok vehim, kuruntu, başıboş hayaller biçiminde akar. Oysa Kuantum Düşünce derin düzeyde, atom altı alanda etkili olabilecek tarzda bir yaratıcı düşünme biçimidir.<span id="more-148"></span></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"> </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Özel bir bilinç düzeyine girerek, özel olarak kurgulanmış sözel ve imgesel oluşumları içerir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Bu düzeyde insan, kendi hayatının efendisi durumuna geçer. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Kuantum Düşünce daha da ilerisi ortak zeka alanında işlem yapar. Bütün evreni tekamül ettiren enerjiyle işbirliğine girildiğinde siz bir ?kişi? olmanın sınırlı olanaklarını aşar, ?bütün? ün gücüne ulaşırsınız. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">O zaman da gücünüz tabii ki bütünün gücüne eşit olacaktır. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Bu Tekik Pratik Olarak Hayatımızda Ne Gibi Yararlar Sağlar? </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Bizim gelişmemiz için gereken bütün araçlar: uygun iş, eş, yaşam alanı,ev, bedenimizin sağlığı bu yüksek frekanslı enerjiden nasibini alır. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Siz, sınırlayıcı, engelleyici düşünce kalıplarınızı fark edip bunların yerine güçlendirici inançlarınızı koyduğunuzda hayatınız bu yeni inançlarınız doğrultusunda değişmeye başlayacaktır. Sizin için en uygun kişi, en uygun imkan,en uygun zamanda karşınıza çıkacaktır. Yapmanız gereken şey uzanıp onu almaktır. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Doğuştan doğal olarak hakkınız olan mutluluğu, bereketi, bolluğu ve sevinci yaşamanıza imkan tanımış olursunuz. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Kuantum Düşünce, sağlıklı ve güçlü bir beden için de uygun bir zemin hazırlar. Bizim düşünce ve kabullenişlerimiz direkt olarak bedene etki yapar. Bedenimiz aslında bir enerji okyanusundan başka bir şey değildir. Korku,kaygı,öfke, suçluluk duyguları bütün hücrelerimizin beslendiği enerjide azalmalar yol açar. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Kuantum Düşünce Tekniği; kendimizi tanımaya, başkalarını anlamaya, evrensel sistemin işleyişini fark etmekten doğan bilgeliğe ulaştırarak beden enerjimizi de düzene sokar. Kişiler daha güçlü canlı ve güzel olurlar. Hayat misyonumuzu fark etmek ve ona adım adım ulaşmak yönündeki çabalarımızı destekler. Kendi içsel kodlamanızdaki yapmanız gereken işinizle ilgili ipuçlarını yakaladıkça adımlarınız hızlanır. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Kuantum Düşünce kişiler arası iletişimin enderin boyutunu sunar bize. Ortak İnsanlık alanında gerçekleşen bu iletişim, derin ve etkili bir uzlaşma sağlar. Beden dili ve sözel iletişimden daha da öte Kuantum sal İletişimle düşüncelerimizin direkt muhataba ulaştığı bir yöntem geliştiririz. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Kuantum Düşünce hayatımıza daha çok bolluk ve bereket çekmemizi de sağlar. Kendimizle ilgili derin içsel vizyonumuzu değiştirdikçe daha çok bolluk hayatımıza akmaya başlar. Genel anlamda zenginlik; sahip olduğumuz şeylerle ruhsal varlığımıza kattığımız değerler arasındaki dengeyi anlatır. Çok paraya sahip olmak tek başına zenginlik işareti olmayabilir. Önemli olan bu parayla ne yaptığınızdır. Daha çok kahkaha, daha çok dostluk, daha çok sevgi, daha çok deneyim ve daha çok hayır üretebiliyorsanız o zaman zenginsiniz demektir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Özetle Kuantum Düşünce Tekniği, yaşamın temel amacı olan sevinç duygusunu yüreğimizde hissetmemiz için bize imkanlar sunar. </p>
<p></span><u><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Kuantum Fiziğiyle Bu Düşünme Tekniğinin Bağlantısı Nedir?</span></u><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold"> </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Kuantum fiziği, klasik anlamdaki fiziksel maddenin enerjiye dönüştüğü bir alana sokar bizi. O alanda artık atom altı parçacıklar, hızla hareket eden enerji parçacıklarından başka bir şey değildir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Daha da ötesi bu parçacıklar insan düşüncesinin yaydığı enerjiye yanıt verirler. Bu alanı gözlemleyen kişi ile gözlemlediği parçanın birbirinden bağımsız, kopuk şeyler olmadığı çıkar meydana. Düşünceyle enerji, gözlemleyenle gözlenen, iç ile dış, burası ve ötesi arasındaki ayırımlar kalkar. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Heisenberg? in belirsizlik alanı dediği bu alanı, gönderdiğimiz düşünce paketçikleri varlık katar. Belli hale getirir. Kuantum alanının bir noktasına yaptığımız etki bütünü etkiler aynı zamanda. Siz bir şey düşündüğünüzde bundan tüm alan etkilenir. Kuantum Fiziği, fizikle fizikötesinin birbirine karıştığı bir noktanın adıdır. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Bu Teknikten Yararlanarak Hayatlarında Değişiklikler Yaratan Kişilerden Örnekler Verebilir Misiniz? </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Tabii ! Pek çok var. Çünkü kural hiç şaşmaz: Düşünceler hayatımızı oluşturur. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">En yakın bir örnek bir mimar hanımla ilgili. İşinde hiç memnun olmadığını söylemişti. Ona nasıl bir işte çalışırsa mutlu olacağını sordum, anlatmaya başladı. Bunları bir bir yazdık. Ciddi bir firmanın araştırma ve geliştirme departmanında çalışmak istiyordu. İmgesel olarak bilinçaltına kodladık. Ertesi hafta telefonla müjdeyi verdi. Tam da istediği bölümde iyi bir şirkette hafta başında işe başlıyordu. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Buna benzer yüzlerce örnek var. Burada sorun sistemle ilgili değil. Kendilerine yüzde yüz yararlı olacak bu sistemi uygulamak için katılımcıları ikna etmekle ilgili. Belki de bu işe keyifli bir ikna çalışması diyebiliriz. Bir başka çarpıcı örnek de bir öğrenciyle ilgili. Üniversiteye hazırlık yapan bu gencin sınavla ilgili korku dolu düşünceleri vardı. Onunla bir çalışma yaptık. Binlerce kişi arasında o bir yıldız gibi parlıyordu. O kalabalık arasında fark edilmemesi mümkün değildi. Hayalinde sınavı kazanmış hatta üniversite diplomasını alıyor görmesini sağladık. Bu sınavın hayatının bir çok önemli günlerinden sadece biri olduğunu ama tek belirleyici olay olmadığını tespit ettik. Bütün bunlar zihin özel bir algılama düzeyindeyken gerçekleştirildi. Bu genç üçüncü kez sınava giriyordu ve artık dördüncü bir şansı yok gibi gözüküyordu. Tabii ki daha sonra onun sınavı kazandığına dair telefon aldım. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Yine başka ilginç örnek tıp fakültesinde okuyan bir öğrenciyle ilgili. Arkadaşlarının ve rektörünün okulda yaptığı klüp çalışmalarını yeteri kadar desteklemediğinden şikayet etmişti yana yakıla. Ona göre okul rektörü tuhaf biriydi. Bir konuda görüş almak için odasına girdiğinde onun hiç yüzüne bakmıyor, tersliyor ve isteklerini görmezden geliyordu. Sonra bu gençle bir seminer programında özel bir çalışma yaptık. Bir hafta geçmeden yüzünde güller açarak beni ziyarete geldi. Kız arkadaşıyla sinemaya gitmişlerdi oradan geliyorlardı. Tuhaf şeyler olmuştu doğrusu. Rektör birden huy değiştirmişti. Karşılıklı oturup konuşmuşlar ve çok sıcak bir iletişim kurmuşlardı. Daha önce bir türlü yerine getirilmeyen okulun bilgisayar kulübüyle ilgili bir isteği daha o söylemeden rektör tarafından karşılanmıştı. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Bu süreç nasıl işliyor?Yani nasıl oluyor da sizin yaptığınız bu çalışmadan Rektörün ve kız arkadaşın haberi oluyor? </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Güzel bir soru. Bizim bilinçaltı düzeyde oluşturduğumuz yeni bir program Birleşik Alanında bir etki yapar. Bu düzeyde zaman ve mekan farklı bir biçimde işler. Bu alanda her şey Şimdi ve Burada durumunu yansıtır. O yüzden düşünceler mucizevi sonuçlar doğurur. Alan bir tür bilgi okyanusu gibidir. Okyanusun bir damlasındaki değişim diğer tüm damlaları uyarır. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Seminerler katılımcılarda kalıcı bir etki yaratıyor mu? </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-bidi-font-weight: bold">Bu biraz da kişilerin konuya verdikleri önemle ilgili bir şey. Ama alışkanlık haline gelmiş, içselleştirilmiş bir davranış tabii ki kalıcı oluyor. Kuantum düşünce öğrenmeden çok yapmaya, bilmeden de ileri olmaya yönelik bir çalışmadır. İçsel olarak yaratılmış değişimler kalıcı olacaktır kuşkusuz. Kişi düşünceleri ve seçimleri ile hayatı arasındaki ilişkiyi gördükçe farkındalığını artırır. Böylece bilerek yaşamaya başlar. Böylece kendi hayatının efendisi olur.<br />
</span></p>
<p><!--  		<rdf:RDF xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#" 			xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" 			xmlns:trackback="http://madskills.com/public/xml/rss/module/trackback/"> 		<rdf:Description rdf:about="http://www.bilimteknik.biz/2007/08/13/kuantum-dusunce-teknigi/"     dc:identifier="http://www.bilimteknik.biz/2007/08/13/kuantum-dusunce-teknigi/"     dc:title="Kuantum Düşünce Tekniği "     trackback:ping="http://www.bilimteknik.biz/2007/08/13/kuantum-dusunce-teknigi/trackback/" /> </rdf:RDF> 	&#8211;></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikkulubu.net/kuantum-dusunce-teknigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuantum Teorisi</title>
		<link>http://www.fizikkulubu.net/kuantum-teorisi/</link>
		<comments>http://www.fizikkulubu.net/kuantum-teorisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jun 2007 12:16:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>berkmr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kuantum Mekaniği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikkulubu.net/kuantum-teorisi/</guid>
		<description><![CDATA[      Kuantum teorisi, bilim tarihinin en çok kafa yorulan ve birçok hararetli tartışmaya konu olan teorilerinin başında gelir. Doğurduğu sonuçlar ise yalnız fizik bilimine değil birçok sanat akımına, sosyolojik teoriye ve değişik alanlara ilham kaynağı olmuştur. Kuantum teorisi kabaca bir atomun yörüngelerinde bulunan elektronların enerji seviyeleri arasındaki sıçrayışlardır. İlk bakışta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">      Kuantum teorisi, bilim tarihinin en çok kafa yorulan ve birçok hararetli tartışmaya konu olan teorilerinin başında gelir. Doğurduğu sonuçlar ise yalnız fizik bilimine değil birçok sanat akımına, sosyolojik teoriye ve değişik alanlara ilham kaynağı olmuştur. Kuantum teorisi kabaca bir atomun yörüngelerinde bulunan elektronların enerji seviyeleri arasındaki sıçrayışlardır. İlk bakışta herhangi bir fizik teorisinden farksız gibi gözükse de biraz derinlere indiğimizde aslında bu teorinin akıl almaz süreçlerden geçtiğini görürüz.<span id="more-19"></span></p>
<p>          20. yüzyılın başında J.J.Thomson elektron kavramını bularak, sonraki yıllarda Bohr tarafından son şekline kavuşturulacak olan atom teorilerinin en dikkate değer olanını tasarladı. Thomson?a göre elektronlar pozitif yüklü ortamlarda gömülü olarak bulunmaktaydılar (plum puding). Daha sonra Ernest Rutherford?un neredeyse atomun tüm kütlesini içeren atom çekirdeğini bulmasıyla atomun yapısı biraz olsun şekillenmeye başladı. Atom teorisine en son şekli Niels Bohr verdi. Bohr?a göre elektronlar, çekirdeğin çevresindeki enerji seviyelerinde bulunurlardı. Bu teoriye göre elektronlar cismin sıcaklığına bağlı olarak enerji seviyeleri arasında sıçramalar gerçekleştirerek radyasyon yayıyorlardı veya radyasyonu emiyorlardı. Bu dönemde, konuyla ilgili bilim adamları bir yandan atom teorisine son şeklini vermeye çalışırken bir yandan da Max Planc?ın ?şanslı tahmin?ini tartışıyorlardı. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">        1800?lerin sonlarında fizikteki en temel sorunlardan biri ısıtılan bir metalden nasıl ve neden radyant enerjinin yayıldığıydı(1). Gustav Kirchhoff?un ?kara cisim radyasyonu? olarak bilinen deneyinin (bir cismin ısındıkça değişen radyasyon tayfını konu eden bir deney) grafiğini formule etmek bir çok fizikçiyi ciddi anlamda uğraştırdı. İlk yorum Lord Rayleigh?tan geldi ama onun sunduğu formüller sadece düşük frekanslar için geçerliydi. Sonrasında, Wilhelm Wien?in sundukları ise sadece yüksek frekanslarda işe yarıyordu.(2) . Bu sorunun üstesinden Max Planc, ?şanslı tahmin? olarak da bilinen teorisiyle geldi. Daha önce radyasyonun kesintisiz bir dalga gibi olduğunu söyleyen bilimadamlarının aksine o, radyasyonun -bugün kuant dediğimiz- parçalardan oluştuğunu söyledi. Ulaştığı verilere aslında kendi bile inanmadı; sadece çözümsüz radyasyon frekanslarıyla ilgili grafikler hakkında doğru sonuçlar verdiği için bunun geçici bir cevap olarak tasarlandığını söyledi. Bu ?çılgınca fikir? bilim camiasında hiç bir yankı bulmadı ve Einstein, Max Planc?ın tamamen doğru düşündüğünü söyleyene kadar da bu ?çılgınca fikir? tarihin çöplüğünde unutulmaya yüz tutmuş bir vaziyette kaldı. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">         Ve bilim tarihinin kaderini değiştiren dahi adam -Albert Einstein- sahneye çıktı. O zamana kadar ışığın dalga mı yoksa parçacık mı olduğunu tartışan bilim adamlarına ?neden her ikisi de olmasın? diyen Einstein yepyeni bir alanı, kuantum mekaniğini, dünya bilimine kazandırmış oldu. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">           Kuantumun gelişimi sancılı bir sürece sebep olmuştur. Öncelikle genç bir Fransız prensi olan Louie de Broglie, madde parçalarının da, örneğin elektronların, dalgalı ve parçalı olduğunu ileri sürdü. Daha açık bir deyişle, parçacıklar elektronlarla birlikte bir dalga hareketine sahipti.(3) Daha sonraları Alman fizikçi Werner Heisenberg, matris denilen diziler geliştirdi. Bu diziler kuantum hakkında birçok problemi çözmesine karşın pek çok bilim adamı tarafından tercih edilmediği için kullanılamadı ve haliyle teorisi de popülarite kazanamadı. Aynı yıllarda Erwin Schrödinger dalga denklemleri üzerine bir makale yayımladı. Differansiyel denklemlerle oluşturulmuş bu işlemler ilgi gördü; çünkü kolay anlaşılabilir olmasından dolayı bu denklemler bilim adamları tarafından tercih ediliyordu. Ancak sorun şuydu: ortada 2 tane birbirinden farklı teori vardı ve ikisi de problemler karşısında aynı sonuçları veriyordu. Kısa bir süre içinde, Schrödinger Heisenberg?in matrisleriyle kendi denklemlerini birleştirmeyi başardı ve her iki teorinin aslında aynı şeyleri öngördüğünü açıkladı. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA">            Daha sonra Heisenberg, kuantum teorisinin kaderini tamamen değiştirecek ve teoriyi fikir babasından (Einstein) tamamen soğutacak bir prensip ortaya attı. Bu prensip ?belirsizlik ilkesi?ydi. <span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Buna göre bir cismin konumu ve momenti, dolayısıyla enerjisi ve zamanı aynı anda ölçülemez. Bu prensibe göre atomal dünyadaki birçok şeyi aslında belirsizlikler belirler. Einstein bu yargıyı ?Tanrı zar atmaz? diyerek şiddetle reddetmiş ve böylece kuantum teorisindeki önemli bir kutuplaşmanın ilk adımlarını atmıştır. Bu kutuplaşma daha sonraları iki büyük bilim adamı (Niels Bohr-Albert Einstein) arasında adeta bir söz düellosuna dönüşmüştür. Einstein kendi doğurduğu kuantum teorisini çürütmek için ortaya birçok paradoks atmasına karşılık Niels Bohr?un bunlara ustalıkla cevaplar bulması bu tartışmanın galibiyet ibresini ?kuantumcu?lar lehine çevirmiştir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">         Schrödinger 1935 yılında ? Schrödinger?in kedisi? olarak bilinen ünlü paradoksunu ortaya atmıştır. Buna göre kedi, içinde radyoaktif parçacıkları bulabilen bir dedektör ve radyoaktif bir kaynak bulunan çelik bir kafese kilitlenir. Eğer dedektör radyoaktif bir parça bulursa, açığa çıkan zehirli gaz kediyi öldürür. Radyoaktif parçacığın bir dakika içideki emisyon olasılığı %50?dir. Kafesin biraz uzakta olduğunu düşünürsek radyoaktif kaynağını uzaktan açıp bir dakika bekleriz. Peki kedi bu bir dakikanın sonunda ölmüş mü olur yoksa hala hayatta mıdır? Aslında bunu gözlemleyene kadar ya da ölçene kadar kedi ne ölüdür ne de canlı. Bu sistem dalga fonksiyonu olarak tanımlanır ve dalga fonksiyonunu söndürene kadar kedi belirli bir durum kazanmaz. Einstein ve ?kuantumcular? arasındaki bu tartışmaya 1965 yılında CERN fizikçilerinden John Bell yaptığı araştırmalar ve deneylerle ?kuantumcular? lehine son noktayı koydu. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA">         Şu anda Kuantum mekaniği; lazer teorisinin, katıhal fiziğinin, nükleer fiziğin, parçacık fiziğinin, moleküler biyofiziğin ve bu bilimlerin etrafımızda görebileceğimiz tüm pratik kullanımlarının temelini oluşturmaktadır. Bunun dışında lazer teknolojisi, hayatımızın bir parçası haline gelen televizyonlar, mikrodalga fırınlar, dijital saatler vs. kuantumun hayatımızdaki en büyük etkileridir. Bundan sonra da kuantum mekaniği, farklı pratik kullanımlarla evrenimizi etkileyeceğe benziyor.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikkulubu.net/kuantum-teorisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuantum Kuramı</title>
		<link>http://www.fizikkulubu.net/kuantum-kurami/</link>
		<comments>http://www.fizikkulubu.net/kuantum-kurami/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jun 2007 12:03:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>berkmr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kuantum Mekaniği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikkulubu.net/kuantum-kurami/</guid>
		<description><![CDATA[20. yüzyıla damgasını vuracak iki büyük kuramdan birini, tam da bu yüzyılın başında, 1900 yılında, Max Planck ortaya attı. Enerjiyi, sürekli (kesiksiz) bir akış olarak gören Klasik Enerji Kuramı yerine Kuantum Kuramı&#8217;nı ortaya atmıştı. Planck?ın deneysel temellere dayanan önerisi, enerjinin kesik kesik ya da paket paket alınıp verildiği şeklindeydi.  
Bu kuramı, 1905 yılında Albert [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">20. yüzyıla damgasını vuracak iki büyük kuramdan birini, tam da bu yüzyılın başında, 1900 yılında, Max Planck ortaya attı. Enerjiyi, sürekli (kesiksiz) bir akış olarak gören Klasik Enerji Kuramı yerine Kuantum Kuramı&#8217;nı ortaya atmıştı. Planck?ın deneysel temellere dayanan önerisi, enerjinin kesik kesik ya da paket paket alınıp verildiği şeklindeydi. <span id="more-18"></span> </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bu kuramı, 1905 yılında Albert Einstein, fotoelektrik olayını açıklamakta kullandı. Danimarkalı Niels Bohr, 1913&#8242;te Kuantum Kuramı&#8217;yla, atomdaki elektron düzeninin ilk açıklamalarını yaptı. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Çağımıza damgasını vuran diğer büyük kuram da Görelilik Kuramı&#8217;dır. Einstein, 1905&#8242;te Özel Görelilik Kuramı&#8217;nı, 1915&#8242;te de Genel Görelilik Kuramı&#8217;nı ortaya koydu. Einstein, kütle ve enerjiyi apayrı şeyler olarak değil, birbirine dönüşen olgular olduğunu ileri sürdü. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">O sıralar, Zürih Patent Bürosu&#8217;nda memur olarak çalışıyordu. Kütle ve enerjiyi bambaşka iki varlık olarak düşünmeye alışmış bilim çevreleri, kavramları birbirine karıştıran patent bürosunun &#8221; zırvaları&#8221; üzerinde durmadı bile. Bilim dünyası, onun söylediklerini ancak 15 yıl tartıştıktan sonra hazmedebildi. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Einstein, 1921&#8242;de Nobel Ödülü&#8217;nü aldı; ama Görelilik Kuramı&#8217;ndan değil de foto elektrik olayından. Arthur Eddington?un alkışlanası ukalalığına göre, o zaman bile birçok bilim adamı göreliliği anlamamıştı. Eddington?a, göreliliği, yalnızca üç kişinin anladığının doğru olup olmadığı sorulduğunda, nükteli İngiliz profesör durmuş ve &#8220;üçüncü kişinin kim olduğunu bulmaya çalışıyorum&#8221; demişti (Time-2000, Frederic Golden?in yazısı). </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Kütlenin yoğunlaşmış bir enerji olduğu görüşü, 1927&#8242;de denel olarak da destek buldu. Aston, kütle spektrometresi denen bir aygıtı geliştirmişti. Bu alet, atom kütlelerinin çok duyarlı olarak ölçülmesini sağladı. Bu aygıt yoluyla, özellikle nükleer tepkimelerde, bir kısım kütlenin enerjiye dönüştüğü ve bu dönüşümün Einstein&#8217;in ünlü denklemine (enerji= kütle x ışık hızının karesi) uyduğu kanıtlandı. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Atom çekirdeğini bulan Rutherford, 1919 yılında, simyacıların ünlü düşünü gerçeğe dönüştürdü. Havanın azotunu, alfa ışınlarıyla bombardıman ederek onun oksijene dönüştüğünü gördü. Simyacılar, her şeyi altına çevirecek filozof taşını hiç bulamadılar; ama bir elementin, insan elinde başka bir elemente dönüştürülmesi, bir düşün gerçek olmasıdır elbette. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bir element, başka bir elemente dönüşebiliyordu. İnsanoğlunun eli artık atom çekirdeğine gidiyordu. İlk yapay nükleer tepkime, çekirdeğe ilk müdahale. Atom çekirdeği, pozitif yüklüydü; nötral bir atomda elektron sayısı, eile proton sayısının, yani birim negatif yüklü parçacık sayısı ile birim pozitif yükteki parçacık sayısının eşit olacağı açıktı. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Çekirdekte pozitif yükten başka ne var acaba? Bu sorunun yanıtını Rutherford&#8217;un öğrencisi James Chadwick verdi: 1932 yılıydı. Alfa ışınlarıyla berilyum çekirdeklerini bombardıman edince yüksüz bir radyasyonun oluştuğunu açıkladı ve buna nötron dedi. Böylece, atomun üç temel parçacığı elektron, proton ve nötron bulunmuş oluyordu. Alfa, kendisi de bir çekirdek (helyum atomunun çekirdeği) olduğu halde, atom çekirdeğine giden yolu aydınlatıyordu. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bilim tarihinin en büyük kadını Madam Curie, 4 Temmuz 1934&#8242;de gözlerini yaşama kaparken, birkaç ay önce damadının ve kızının -Joliot-Curie çiftinin- yapay radyoaktifliği keşfettiklerini biliyordu. Joiot-Curie çifti, alfa ışınlarıyla, alüminyum çekirdeğini bombardıman ettiler. Sonuçta, radyoaktif bir element (radyoaktif fosfor) oluştuğunu buldular. Böylece, bir inanışa daha son verildi: Radyoaktiflik, yalnızca doğadaki elementlerin bir özelliği değildi; onu insanoğlu da &#8220;yaratabilir&#8221;di.</span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p style="line-height: 14.4pt"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">İnsanoğlu, radyoaktif elementler de üretiyordu artık. Bombardımanda kullanılan radyasyonlar, doğal radyoaktif maddelerden sağlanıyordu. Belli ki, doğal kaynaklara bağlı kalmamak ve doğal olanlardan yayılan parçacıkları hızlandırarak kullanmak nükleer tepkimeleri çeşitlendirecekti. Atlantik&#8217;in iki yakasında hemen aynı anda hızlandırıcılar yapılmaya başlandı. </p>
<p></span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Amerika&#8217;da Ennest Lawrence 1930&#8242;da, Robert J. van de Graff 1931&#8242;de; yine aynı yıl içinde İngiltere&#8217;de John Cockroft ile E.T.S. Walton kendi adlarıyla anılan hızlandırıcılar yaptılar. Çok kısa sürede, 3 yıl içinde 1937&#8242;de keşfedilen radyoaktif izotop sayısı 200&#8242;ü bulmuştu. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">H. G. Wells, 1913 yılında, The World Set Free: A Story of Mankind adlı kurgu bilim romanını yayınlamıştı. Bu romanda, bazı tahminler de yer alıyordu. Örneğin, 1933&#8242;te yapay radyoaktif maddelerin bulunacağını ve 1956 yılında atom bombasının kullanılacağı hayali savaşları anlatmıştır. O günlerde bunlar neredeyse akıl dışı şeylerdi. Yapay radyoaktiflik, yazarın öngördüğü tarihten bir yıl önce keşfedildi, ama savaşa neden olmadı. Atom savaşı, yani atom bombasının kullanılması ise yazarın öngördüğünden onbir yıl önce gerçekleşti. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Macar doğumlu, Musevi asıllı fizikçi Leo Szilard, 1932 yılında Berlin&#8217;de çalışırken, nasılsa bu romanı okuyor ve çok etkileniyor. Ertesi yıl göçe zorlanıyor ve İngiltere&#8217;ye gidiyor. Romandan aldığı esinle &#8220;zincir tepkimelerine dayalı kanunun patenti&#8221; ni 1934 yılında İngiliz Amirallik Dairesi&#8217;ne tescil ettiriyor. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Kuantum Kaosu </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">&#8221;Kuantum teorisi karşısında şaşkınlığa uğramayanlar bu teoriyi anlamamış demektir&#8221; diyen Fizikçi Niels Bohr, bu teorinin ne kadar zor anlaşıldığına dikkat çekiyordu. Yüzyılın başlarında fizikçiler, radyasyonun dalga gibi hareket ettiğine inanıyordu. Max Planck&#8217;ın enerjinin parçacıklar veya kuvanta tarafından emildiğine ilişkin keşfi, fizikçiler tarafından pek tatmin edici bulunmadı. Planck, bunun üzerine, nesnelerin parçacık şeklinde enerji yaydığını duyurdu. Bundan sonraki 20 yılda bilim adamları, enerji ve maddenin dalga ve parçacık özelliği taşıdığını kabul ettiler. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">1927 yılında, Werner Heisenberg, &#8221;Belirsizlik İlkesi&#8221;ni bilimsel bir biçime dönüştürdü. Daha sonraları Nazi Atom Enerjisi Projesi&#8217;nin başına getirilen Heisenberg, atomdan küçük parçacıkların pozisyon ve momentumlarının aynı anda ölçülmesinin mümkün olmadığını bildirdi. Bu teori Albert Einstein&#8217;ı yalnızca şaşırtmadı, bilimsel birikimlerinin altüst olmasına yol açtı. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA">1920&#8242;li yılların ortalarında Alman fizikçi Max Born, elektron gibi parçacıkların belirli bir pozisyonu işgal etmelerinin çok düşük bir olasılık olduğunu ileri sürdü. Einstein, Born&#8217;a yazdığı bir mektupta, &#8221;Evren yasalarının şans üzerine kurulu olduğuna inanmıyorum; bence Tanrı kumar oynamaz&#8221; diyerek, Belirsizlik Kuramı&#8217;nı onaylamadığını belirtti.</span> </p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikkulubu.net/kuantum-kurami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Einstein Kuramları</title>
		<link>http://www.fizikkulubu.net/einstein-kuramlari/</link>
		<comments>http://www.fizikkulubu.net/einstein-kuramlari/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jun 2007 12:01:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>berkmr</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kuantum Mekaniği]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikkulubu.net/einstein-kuramlari/</guid>
		<description><![CDATA[Sicim (Tel) Kuramı Einstein&#8217;ın düşünü gerçekleştirebilir: 20. yüzyıl fiziğinin iki karşıt görüşünü bir araya getiren &#8220;Büyük Birleşik Kuramı&#8221; oluşturmak.&#8221;Beni, yılların kör ve sağır hale getirdiği taş kesmiş bir nesne gibi görüyorlar&#8221; diye yakınıyordu Einstein, yaşamının son yıllarında. Ne yazık ki haklıydı. Einstein, yaşamının son otuz yılını &#8220;Birleşik Alan Kuramı &#8221; nı üretme hayaliyle geçirdi. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; line-height: 14.4pt"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Sicim (Tel) Kuramı Einstein&#8217;ın düşünü gerçekleştirebilir: 20. yüzyıl fiziğinin iki karşıt görüşünü bir araya getiren &#8220;Büyük Birleşik Kuramı&#8221; oluşturmak.&#8221;Beni, yılların kör ve sağır hale getirdiği taş kesmiş bir nesne gibi görüyorlar&#8221; diye yakınıyordu Einstein, yaşamının son yıllarında. Ne yazık ki haklıydı. Einstein, yaşamının son otuz yılını &#8220;Birleşik Alan Kuramı &#8221; nı üretme hayaliyle geçirdi. Bu kuramın denklemleri, birbirleriyle ilişkisiz gibi görünen elektromanyetizma ile kütleçekimi kuvvetleri arasında bir bağ kuracaktı. <span id="more-17"></span></span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Einstein, böylece iki karşıt evren görüşünü uzlaştırmayı umuyordu: &#8220;Genel Görelilik İlkeleri&#8221; nin tanımladığı (üzerinde yıldızların ve gezegenlerin hüküm sürdüğü) sorun çıkarmayan &#8220;sürekli&#8221; bir zaman-mekân alanı ile parçacıkların egemenliğindeki, uzlaşmaya yanaşmayan olağanüstü küçük ölçekli kuantum dünyası. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Einstein, bu konu üzerinde çok çalıştı, ancak başarıya ulaşamadı. Fizikçi meslektaşları hiç de şaşırmıyordu. Çünkü eskide kalmış bir bakış açısından yararlandığı için onun zaten boşa kürek çektiğini düşünüyorlardı. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Einstein tüm diğer fizikçilerin aksine, &#8220;Birleşik Alan Kuramı&#8221; nı oluşturmaktaki temel sorunu, Görelilik İlkelerinin değil, Kuantum Mekaniği&#8217;nin yarattığına inanıyordu. 1954 yılında fikrini şöyle dile getiriyordu: &#8220;Kuantum belası ile karşılaşmamak için başını görelilik kumuna gömen bir devekuşu gibi görünüyor olmalıyım&#8221;. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Ne var ki bugün, asıl sorunun Einstein&#8217;ın kuramından kaynaklandığını biliyoruz. Olağanüstü küçük ölçeklerde, Einstein&#8217;ın zaman ile mekânı (dolayısıyla gerçeklik) büyütecin altında süreksiz ve nokta nokta hale gelen, gazetedeki bir fotoğraf gibi oluyor. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Genel Görelilik Denklemleri, nedensellik ilkesinin yokolduğu ve bir parçacığın A noktasından B noktasına mekânda (Uzay&#8217;da) yolalmaksızın ulaştığı böyle bir ortamda işe yaramıyor. Böyle bir dünyada, gelecekteki olay ancak belli bir olasılığa dayanıyor; Kuantum Kuramı da bu olgu üzerine kurulu. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Einstein, kozmosun temelindeki yasaların bir kumar oyunu gibi düzenlediğini asla kabul etmedi. Bu yüzden de Birleşik Alan Kuramı&#8217;na ilişkin yazdığı makaleler ilkel kalmaya mahkûmdu. Ancak makaleler, fiziğin en temel problemine çözüm arıyordu. Bu problemin önemini kavramak konusunda Einstein, öylesine ileri görüşlüydü ki, fizik bilimi ancak bugünlerde ona yetişmeye başladı. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Yeni nesil bir grup fizikçi nihayet her şeyi (Einstein&#8217;ın deyişiyle &#8220;fiziksel gerçekliğin tüm öğelerini&#8221;) açıklayabilecek &#8220;Büyük Birleşik Kuramı&#8221; yaratma mücadelesine girdi. Bugün geldikleri noktaya bakılırsa, önümüzdeki yüzyılda, Einstein&#8217;ın 1900&#8242;lerin başlarında önderlik ettiğinden çok daha heyecan verici bir entelektüel devrime tanık olacağız. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Sicim Kuramı </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA">Aslında bazı kuramsal fizikçiler kütleçekimini doğanın diğer temel kuvvetleriyle bütünleştirmeye yarayacak (en azından böyle görünen) kuramsal çerçeveyi oluşturmak konusunda ilk adımı attılar bile. Bu çerçeve popüler adıyla Sicim (Tel) Kuramı olarak biliniyor.Sicim (Tel) Kuramı, Evren&#8217;i oluşturan en temel, bölünemeyecek kadar küçük bileşenlerin nokta gibi parçacıklardan değil, titreşen minyatür keman tellerine benzeyen sonsuz küçük (infinitezimal) döngülerden oluştuğunu öne sürer. &#8220;Sicim <span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Kuramı &#8221; nın öncüsü, İleri Araştırmalar Enstitüsü&#8217;nden Edward Witten, bu kuram için &#8220;20&#8242;inci yüzyılda tesadüfen bulunan bir 21. yüzyıl yapıtı&#8221; diyor. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Ancak asıl dert (gelmiş geçmiş en zor bilmeceyi çözene kadar) daha kaç tane farklı şeyle karşılaşacağımızı, ne Witten&#8217;in ne de bir başkasının bilememesi. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Columbia Üniversitesi&#8217;nden fizikçi Brian Greene&#8217;e göre sorunun temel nedeni, kuram oluşturulurken sondan başa doğru bir yol izlenmek zorunda olunması: &#8220;Fizikçiler çoğu kuramı oluşturmak için öncelikle her şeyi kapsayan genel bir düşünce yaratır, ardından bunu denklemlerle ifade eder&#8221; Greene, &#8220;Oysa biz halâ neyin &#8216;gerçek&#8217;olduğunu anlamaya çalışmakla meşguluz&#8221; diyor. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Kuantum Köpüğü </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Sicim (Tel) Kuramı&#8217;na duyulan heves yıllar boyu sürekli değişkenlik gösterdi. 1970&#8242;li yıllarda oldukça ilgi görüyordu, ancak daha sonra birçok fizikçi Sicim Kuramı üzerinde çalışmayı bıraktı. Oysa Caltech&#8217;ten kuramsal fizikçi John Schwartzve Ecole Normale Superieure&#8217;deki meslektaşı Joel Scherkazimle çalışmayı sürdürüp, 1974 yılında sabırlarının karşılığını aldılar. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Geliştirdikleri denklemlerin umdukları türden parçacıkları değil, titreşen telleri (sicimleri) temsil ettiğinin zaten bir süredir farkındaydılar. İlk başta bu matematiksel hayaletlerin bir sorundan kaynaklandığını düşündüler. Ancak daha yakından incelediklerinde bu hayaletlerin graviton adlı (kütleçekimini taşıyan ve halâ kuramsal olan) parçacıklar olduğuna karar verdiler. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Parçacıkların yerine sicimleri (telleri) kullanmak, Genel Görelilik İlkeleri&#8217;yle Kuantum Mekaniği&#8217;ni bütünleştirmeye çalışan bilim adamlarını bezdiren problemlerin en azından bir tanesini çözdü. İşin böylesine zor olması, atomaltı ölçeklerde Uzay&#8217;ın (mekânın) sürekliliğini kaybetmesinden kaynaklanıyor. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Mesafeler inanılmaz ölçüde kısa olduğunda Uzay, sürekliliğini yitirir ve fokurdamaya başlar (Bazıları bu olguya Kuantum Köpüğü adını verir). Nokta gibi parçacıklar (gravitonlar da dahil) Kuantum Köpüğü&#8217;nde (okyanuslardaki büyük dalgalarla sürekli sallanan bir sal gibi) gelişigüzel savrulur. Oysa sicimler, birkaç dalgayı kaplayacak büyüklükleriyle bu tür rahatsızlıkları yaşamadan &#8220;okyanusta&#8221; yol alan minyatür gemiler gibidir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Doğa, karşılığında bir bedel ödetmeden bilim adamlarını neredeyse hiçbir zaman ödüllendirmez. Bu ödül için ödenecek bedel ise olağanüstü karmaşık olan bir problemin üstesinden gelmek. SiciM Kuramı, bildiğimiz dört boyuta (yükseklik, genişlik, uzunluk ve zaman) yedi boyut daha eklemeyi zorunlu kılıyor. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Ayrıca tamamen yeni bir atomaltı parçacık sınıfına (süpersimetrik parçacıklara) ihtiyacımız var. Üstelik bir değil, tam beş tane farklı Sicim Kuramı var. Bilim adamları bu kuramların hiçbirinden vazgeçemeseler de, hepsinin aynı anda doğru olması olanaksız görünüyordu.Ancak işin gerçekten de böyle olduğu ortaya çıktı.1995 yılında (yaşayan belki de en büyük fizikçi olan) Witten, tüm bu süpersimetrik Sicim Kuramlarının çok daha genel bir kuramın farklı öngörülerine karşılık geldiğini açıkladı. Yeni, daha kapsamlı olan kurama M Kuramı adını verdi. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA">Bu farklı bakış açısı meslektaşlarına güç verdi ve bir sürü araştırmaya esin kaynağı oldu; araştırmalar sayesinde bugün birçok bilim adamı Sicim Kuramı &#8216;nın doğru iz üzerinde olduğuna inanıyor. Kara Delik <span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">ve Genel Görelilik konularında uzman olan Caltech&#8217;ten Kip Thorne &#8220;Doğruluğun kokusunu alıyorum ve bunu hissediyorum&#8221; diyor ve ekliyor: &#8220;Bir kuramı geliştirmenin ilk aşamasında sezgilerinizi ve hislerinizi kullanmak zorundasınız&#8221; </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">M Kuramı : Büyük Birleşik Kuramı mı? </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Witten, M Kuramı&#8217;ndaki M harfinin çok şeyi ifade ettiğini söylüyor: Matrix (&#8220;kalıp&#8221;, bir cisme şekil veren şey), mystery (gizem) ve magic (sihir). </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Ancak şimdi listesine murky&#8217;i de (bulanık, anlaşılması güç) ekledi. Neden mi? Çünkü Witten bile M Kuramı&#8217;nın tam anlamıyla ne olduğunu ifade eden tüm matematiksel denklemleri oluşturamıyor. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Witten, M Kuramı&#8217;nın (öngörü yeteneğine sahip) tam bir kuram haline gelebilmesi için onlarca yıl geçebileceğini düşünüyor. &#8220;Bu tıpkı dağlarda yürüyüş yapmak gibi birşey&#8221; diyor </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Witten düşüncelere dalarak, &#8220;Bir geçidin zirvesine ulaştığınızda yepyeni bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Manzarının tadını çıkartıyorsunuz, ancak çok geçmeden acı gerçek ortaya çıkıyor: Henüz asıl varmak istediğiniz noktadan çok uzaktasınız&#8221;. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">11 Boyutlu Bir Dünya </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Einstein bir dahiydi elbet, ancak çok şanslıydı da. Genel Görelilik Kuramı&#8217;nı geliştirirken, yalnızca üç uzaysal boyutu ve bir de zaman boyutu olan bir dünyada çalışıyordu. Sonuçta kendi denklemlerini üretmek ve çözmek için aşırı karmaşık bir matematik kullanmak zorunda değildi. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">M Kuramı ile uğraşanlar ise &#8220;zar (brane)&#8221; adı verilen tuhaf parçacıklarla dolu 11 boyutlu bir dünyada çalışmak zorunda. Bu terminolojide sicim, tek boyutlu &#8220;zarlara (brane)&#8221;, membranlar (membrane) ise iki boyutlu zarlara (brane) karşılık geliyor. Daha fazla boyutlu &#8220;zarlar&#8221; bulunsa da henüz Witten bile bunlarla nasıl başa çıkacağını bilemiyor. Bu &#8220;zarlar&#8221; bükülüp katlanarak, üzerinde çalışanları çileden çıkaran bir sürü garip biçime bürünüyor. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Gelecek Umut Dolu </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Öyleyse bu garip şekillerden hangileri Evren&#8217;in temel yapılarını oluşturuyor? Sicim Kuramı&#8217;yla uğraşan teorisyenlerin bu konuda henüz hiçbir ipuçları yok. M Kuramı&#8217;nın dünyası öylesine alışılmadık ki, bilim adamları aynı anda hem fizik hem de matematik cephesinde savaşmak zorunda kalıyor.Belki de Isaac Newton&#8217;ın hareket yasalarını oluşturabilmek için diferansiyel ve integral hesabını geliştirdiği gibi, onlar da yeni hesap yöntemleri geliştirmek zorunda kalacak. Üstelik Sicim Kuramı&#8217;nın, Kuantum Mekaniği&#8217;ndeki gibi deneysel kanıtları da yok. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Önümüzdeki 10 yıl içinde bu durum değişebilir. ABD ve Avrupa&#8217;daki dev parçacık çarpıştırıcılarında yapılacak deneyler sonucunda süpersimetriye ilişkin doğrudan kanıtlar ortaya çıkabilir. Bu deneyler, belki de farklı boyutların varlığını da kanıtlayacak. Acaba Einstein böyle çılgın fikirlerin olduğu bir çağda yaşasaydı ne düşünürdü? </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA">Columbia Üniversitesi&#8217;nden Greene &#8220;Einstein buna bayılırdı&#8221; diyor. Greene&#8217;e göre, eğer genç Einstein, profesyonel kariyerine 1900&#8242;lü yıllarda değil de bugün başlasaydı, Kuantum Mekaniği&#8217;ne duyduğu güvensizliği yenerdi. Ayrıca zarları, süpersimetrik parçacıkları ve süpersicimleri benimserdi. <span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Hatta, geleneksel düşünme tarzını aşmak ve dünyayı hiç alışılmadık yönleriyle algılamak konularında böyle insanüstü bir yeteneği olduktan sonra, Büyük Birleşik Kuramı yaratan kişi de o olabilirdi. Einstein&#8217;ın &#8220;bitmemiş entelektüel senfonisini&#8221; tamamlamak için belki de bir &#8220;Einstein&#8221; daha gerekecek.  </p>
<p></span></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikkulubu.net/einstein-kuramlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
