<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fizik Kulübü &#187; İş Güç Enerji</title>
	<atom:link href="http://www.fizikkulubu.net/kategori/is-guc-enerji/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fizikkulubu.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 12 Jan 2009 19:49:57 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Enerji ve Türleri</title>
		<link>http://www.fizikkulubu.net/enerji-ve-turleri/</link>
		<comments>http://www.fizikkulubu.net/enerji-ve-turleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Aug 2007 15:09:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>berkmr</dc:creator>
				<category><![CDATA[İş Güç Enerji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikkulubu.net/enerji-ve-turleri/</guid>
		<description><![CDATA[ENERJİNİN TANIMI 
1.Maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan güç 2.Organizmanın etkin gücü 
3. Manevi güç.  Enerji her yerde bulunan, sezgisel olarak açıkça anladığımız, veya anladığımızı sandığımız kavramların bir bölümünü oluşturur. Yinede bu kavramlar, çok genel olması nedeniyle, ancak soyut (matematiksel) bir tanım alabilir. Pratik bakış açısından bizi daha çok bir enerji [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">ENERJİNİN TANIMI </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">1.Maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan güç </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">2.Organizmanın etkin gücü </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">3. Manevi güç.<span id="more-127"></span> </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"> </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Enerji her yerde bulunan, sezgisel olarak açıkça anladığımız, veya anladığımızı sandığımız kavramların bir bölümünü oluşturur. Yinede bu kavramlar, çok genel olması nedeniyle, ancak soyut (matematiksel) bir tanım alabilir. Pratik bakış açısından bizi daha çok bir enerji biçiminin bir başka enerji biçiminde dönüşümleri ilgilendirdiğinden ilk aşamada enerjinin &#8220;yaratılan güç&#8221; anl¤¤¤¤¤ geldiğini söylemek yeterlidir. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Günlük yaşamımızda çok sayıda kuvvet türü ile karşılaşmamıza rağmen, yalnız iki temel kuvvet söz konusudur: çekimsel ve elektromanyetik kuvvetler. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Ne çekimsel nede elektromanyetik bir kuvvetin söz konusu olduğu nükleer enerji,gerçek bir istisna oluşturur. Bu kuvvet, diğer ikisine göre daha belirsiz gibi görünmektedir, ancak diğerlerinden çok daha şiddetlidir </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">ENERJİ TÜRLERİ: </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Pratik açıdan enerjinin işletilmesini mümkün kılan enerji biçimlerinin kaynaklarının ve bir enerji biçiminden diğerine geçiş imkanlarının çeşitliliğidir. Enerji yaygın olarak mekanik enerji, ışık enerjisi veya ısı enerjisi biçiminde kullanılır; yanma tepkimelerinden, Güneş ışınlarından, yüksekten düşen su külelerinden, rüzgardan, gelgitlerden, radyoaktif maddelerden elde edilir. Bitkiler klorofil sayesinde güneşin ışık enerjisini kimyasal enerjiye dönüştürür. Hayvanlarda bunu vücutlarının oluşturduğu çok karmaşık kimya fabrikası sayesinde ısı ve harekete dönüştürür;patlamalı bir motor yanma yoluyla benzinin kimyasal enerjisini ısıyla, sonra bu ısıyı harekete dönüştürür. Olayların bu çeşitliliği karşısında bir birlik aramak ilginç bir çalışmadır. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Çekimsel ve elektromanyetik kuvvetler son çözümlemede göz önüne alınması gereken tek kuvvet türleridir; aynı şekilde gelgit enerjisi, volkanlar (daha genel olarak jeotermik enerji ) ve nükleer enerji dışında diğer tüm enerji biçimleri güneş ışımasından kaynaklanır. Gerçekte besinlerden aldığımız enerji bitkilerin büyümesinden , yani gene Güneşten kaynaklanmaktadır; rüzgar, güneş&#8217;in yol açtığı sıcaklık farkları nedeniyle atmosferde ortaya çıkan basınç farklılıklarından doğar; hidroelektirik enerjisinsn kaynağı su düşüşleridir ve su da okyanuslarla çeşitli yeryüzü sularının buharlaşması ve rüzgarla taşınması sonucu oluşan bulutlardan kaynaklanır. Petrolün içerdiği kimyasal enerji, milyonlarca yıl önce yaşamış olan mikroorganizmaların , güneş sayesinde ayrışmasından ve fosilleşmesinden meydana gelir. Bütün bunlar hiç kuşkusuz , her gün Güneşten aldığımız olağanüstü miktardaki enerjiyle mümkün olabilmektedir. (bu enerjinin gücü yaklaşık 4.10 kw&#8217;tır) Böylece, ilke olarak bir kaynak, yani Güneş ve iki olarak, bir kaynak yani Güneş ve iki kuvvet, yani çekimsel ve elektromanyetik kuvvetler sayesinde, yeryüzündeki enerji dönüşümüne ve dolaşımına ilişkin hemen hemen bütün temel süreçler incelenebilecektir. Günümüzde, nükleer enerji dışındaki diğer enerji kaynaklarının kullanım alanları pek azdır. Bu güne kadar ancak parçalanma (füzyon) enerjisine egemen olunmuştur. Ama bu enerji de çevreyi kirletmek riski ve maliyeti yüksek ve verimi düşük bir enerji türüdür. Oysa Güneş&#8217;in kendi iç enerjisinin bile kaynağı olan ve kaynaşma (füzyon) enerjisi denen, çok üstün bir başka nükleer enerji türü daha vardır; ama bunun denetimli bir şekilde işletilmesi henüz mümkün değildir. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">ENERJİNİN NİTELİĞİ </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bazı enerji çeşitleri diğierlerinden daha kolay kullanılabilir. Bunlar gerek azalabilir. (Enerji Krizleri) Ama toplam miktar değişmez. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Enerji dönüşümlerinin yer aldığı sistemlerin büyük karmaşıklığı, çoğu zaman bir dizi temel süreç biçiminde açıklanan matamatiksel bir incelemeden vazgeçilmesini gerektirdiğinden, bunun yerine daha genel tanımlar benimsenir. Karşılıklı olarak ısıl enerjinin mekanik enerjiye ve mekanik enerjinin ısıl enerjiye dönüşmesini inceleyen fizik dalına termodinamik adı verilir. Bu bilim dalının temelini oluşturan ikinci ilke, bir enerji biçimine dönüşmesi üzerine temel bir kısıtlama getirmektedir, buna göre, mekanik enerji tümüyle ısıya dönüştürülebilse de (mesela sürtünmeyle), bunun tersi işlem, %100 bir verimle gerçekleştirilemez. Bu sınırlama, teknolojik düzeyde bir sınırlama değildir, çünkü ne kadar ileri bir teknoloji kullanılırsa kullanılsın, bu durum, aşılmaz bir engel olarak karşımıza çıkacaktır. Ayrıca dönüşüm sırasında bir enerji kaybı da yoktur, çünkü enerji konumlu bir niceliktir; yani bir biçimde mesela mekanik enerji biçiminde kaybolsa bile, aynı miktarda bir başka biçimde, mesela ısı enerjisi olarak gene ortaya çıkacaktır. Mekanik enerji &#8211; ısıl enerji dönüşümü sırasında kaybolan, enerjinin belli bir &#8216;niteliği&#8217; dir; işte bu yüzden ısı, enerjinin diğerinden kaybetmiş şekli olarak nitelendirilir. Buna göre aslında bir &#8216;enerji krizi&#8217; değil olsa olsa biz enerji kalitesi krizi söz konusu olabilir. Gene de enerji üretmek için harcadığımız çabalar, aslında daha düşük nitelikli enerji biçimlerinin aleyhine olarak asil bir enerji biçimi, mesela elektrik enerjisi elde etmeye yöneliktir. Kuşkusuz bu dönüşüm yalnız termodinamiğin ikinci ilkesiyle değil, aynı zamanda sahip olduğumuz teknolojiylede sınırlıdır. İkinci ilke ayrıca Evren&#8217;in geri kalan bölümünden yalıtlanmış bir sistemin, toplam enerjisinde değer kaybından başka birşey olmayacağını ileri sürer: kısa veya çok uzun sürede, bütün enerjinin, başlangıçtaki miktarı korumasına karşılık maksimum değer kaybına uğrayacağı bir &#8216;termodinamik ölüm&#8217; e mahkumdur. Bu durum elbette Düya için söz konusu değildir, zira dünyamız Evrenden yalıtlanmış değildir ve sürekli olarak Güneşten enerji alır. </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">ENERJİNİN KORUNMASI </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial" /><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Ele gelmeyen ama kaçınılmaz bir gereklilik olan enerji, hesaplanmasında kullanılan tüm nesneler ( Somut) dönüşüme uğrasa da değişmeyen bir sayıdır. (Soyut) </span></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Enerjinin ve mümkün dönüşümlerininbazı özellikleri bir kere tanımlandıktan sonra, kökenini ve korunumunu anlamak amacıyla, bunun daha kesin bir tanımı verilebilir. Mekanik enerji en bilinen örnektir. Bir ipin ucuna bağlı bir bilyenin durumunu göz önüne alalım ve ipin diğer ucundan çektiğimizi varsayalım, anlaşabileceği gibi, çekmek için uyguladığımız kuvvet ne kadar büyükse ve yer değiştirme miktarı ne kadar uzunsa, harcadığımız güç o kadar fazla olacaktır: </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">ENERJİ = ( KUVVET X YOL ) </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Başlangıçta hareketsiz halde olan m kütleli bir bilye, bir v hızı alıncaya kadar çekilirse (&#8216;k,netik&#8217;) enerjinin 1/2 mv2 olduğu gösterilebilir. Bununla birlikte, bu nicelik illede korunumlu değildir, çünkü bilye bir v hızıyla yukarıya doğru atılırsa, bunun hızı düşmeden önce azalarak sıfırlanacaktır. Bunda da şaşılacak bir yan yoktur, çünkü bir güç yani bilyenin ağırlığı, bilyenin üzerine etki yapmış ve önceki tanıma uygun olarak enerjisinsi değiştirmiştir. Bu enerji de aslında kaybolmamıştır, çünkü bilye yere düşerken atıldığı noktadan tümüyle aynı v hızıyla (ters yönde) geçecek ve bu yüzden aynı kinetik enerjiye sahip olacaktır. Herşey, sanki bilyeyi Dünya&#8217;ya bağlayan bir yay varmış gibi oluşmuştur ve burada yay rolü oynayan çekim alanıdır. Bir enerjinin korunumu yasasını bulabilmek için çekim alanı kavramını işin içine sokmak gerekir. Bu yasa şöyle ortaya konabilir: bilye yükseldikçe ve hızı azaldıkça, çekim alanı içinde enerji depolanır (yay gerilir) ve bilye yere düşmeye başladığında da geri verilir. Böylece bilyenin yukarı çıkışı sürerken durmaksızın kinetik enerjinin çekim enerjisine (buna potansiyel çekim enerjisi denir) önüşümü, iniş sırasındaysa ters dönüşüm söz konusudur. Kinetik enerjiyle potansiyel enerjinin toplamı olarak tanımlanan, bilyenin toplam enerjisinin korunumlu olması için, bu durumda potansiyel çekim enerjisinin tanımını iyice belirlemek gerekir (bu enerji, mgz&#8217;ye eşittir, burada g yer çekimi ivmesi ve z belirli bir düzeye göre verilmiş yükseltidir). Potansiyel enerji, korunumlu olacak şekilde hesaplandığından pek de yararlı gibi görünmeyen bu yasa, bununla birlikte bilyenin yörüngesi üzerinde tahminler yapmaya imkan verir, çünkü potansiyel enerji yalnız çekim alanına bağlıdır ve bilyenin hareketiyle ilgili değildir. Buna göre, çekim potansiyel enerjisi kesin olarak hesaplanabilir ve toplam enerjisinin korunumlu olduğu yazılarak, bilyenin hareket denklemi elde edilebilir. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">ENERJİ VE ZAMAN </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"></p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bir enerji yok olmuşsa, bir şey onu birlikte götürmüş demektir. Bu büyük buluşlara yol açabilecek bir gerçekliktir. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Daha genel olarak, bir sistemin maruz kaldığı her etkileşim için, toplam enerjinin korunumu yasasını kurtarmak için gerekli miktarda enerjiyi eklemek gerekir. 1930&#8242;lu yıllarda, enerjinin korunumu yasasını ihlal eder nitelikte nükleer tepkimeler bulunduğunda, fizikçi W. Pauli enerjinin bütün bunlara rağmen herzaman korunumlu olduğunu ve eksilen enerjiyi birlikte götüren şeylerin nötrino (denen birkaç yıl sonrasında algılanacak olan) yeni parçacıklar olduğu varsayımını öne sürdü. Bu bakımdan enerjinin korunumu temel bir ilkedir ve şöyle açıklanabilir: her fiziksel sistem için, zaman içinde korunumlu bir nicelik tanımlanabilir ve buna enerji adı verilir. Çok genel olmasına rağmen bu açıklama, nötrinoların öngörülmesinde olduğu gibi, hiç de basit sayılmayacak tahminlere yol açmıştır. Bu korunum yasasında dikkat çeken özellik, mekanik kimyasal veya başka bir sistemin zaman içinde evrimi ne kadar karmaşık olsa da ve herşey değişiyormuş gibi görünse de, toplam enerjinin her an aynı olması için bu sistemin, çeşitli parçalarının herzaman kendi aralarında bir uyum içinde davranmaları gereğidir. Fiziksel simetri üzerindeki düşünceler; enerjinin korunumunun, gerçekte daha derin bir nedenin (zamanın homojenliği) gözlemlenebilir sonuçlarından biri olduğunu ortaya koymuştur. </span></p>
<p></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikkulubu.net/enerji-ve-turleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eylemsizlik Prensibi</title>
		<link>http://www.fizikkulubu.net/eylemsizlik-prensibi/</link>
		<comments>http://www.fizikkulubu.net/eylemsizlik-prensibi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jun 2007 11:09:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>berkmr</dc:creator>
				<category><![CDATA[İş Güç Enerji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikkulubu.net/eylemsizlik-prensibi/</guid>
		<description><![CDATA[Renklerle ilgili herhangi birşey söylemeden önce ışık ve yapısı hakkında biraz bir ön bilgi vermek gerekiyor. 

  Işık ışınları birer elektromanyetik dalgadır. Elektromanyetik dalgalar  (ki bunların arasında görülebilir ışığın yanı sıra  radyo dalgaları, röntgen ışınları, ultraviyole ışınlar, kızıl-ötesi ışınlar, gama ışınları vb. de vardır.)  gerçekten çok geniş bir spektruma sahiptir. Fakat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Renklerle ilgili herhangi birşey söylemeden önce ışık ve yapısı hakkında biraz bir ön bilgi vermek gerekiyor. </p>
<p></span></p>
<p style="line-height: 14.4pt"><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">  Işık ışınları birer elektromanyetik dalgadır. Elektromanyetik dalgalar  (ki bunların arasında görülebilir ışığın yanı sıra  radyo dalgaları, röntgen ışınları, ultraviyole ışınlar, kızıl-ötesi ışınlar, gama ışınları vb. de vardır.)  gerçekten çok geniş bir spektruma sahiptir. Fakat bizim gözle görebildiğimiz ışık 4&#215;10-7 m ile 7&#215;10-7 m dalga boyu arasındaki ışıktır. Bunun dışındaki diğer elektromanyetik dalgaları göremeyiz.  Peki niye bu kadarcığını görebiliyoruz derseniz cevap da gözümüzün yapısı olur.   <span id="more-16"></span></span></p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">  Her ışık kaynağı kendi yapısına göre bu dalgacıklardan yayar etrafına. Bu yüzden her cisme şöyle ya da böyle hatta birazcık da öyle bir ışık kaynağı diyebiliriz. Yani her bir cisim kendi çapında radyasyon yayar (Ara Not: Radyasyon deyince aklınıza hemen Çernobil falan gelmesin öyle; bir atomun sadece fazla enerjisini değişik atomaltı parçacıklar atarak yaymasına radyasyon denir. Her madde de atoma sahip olduğuna göre bu sayın her maddenin radyasyon yani ışık yaymasından daha doğal ne olabilir.) İşte bu  cisimlerin etrafa yaydığı radyasyonlardan bir grubu da gözle görünür ışıktır.   </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">   Gözümüzün görmesi demek herhangi bir ışık kaynağından fışkıran ışınların bir cisme çarparak gözümüzün içine içine girmesi demektir. Yani görebilmek için bir ışık kaynağına ihtiyaç duyarız. Işık kaynağından çıkan ışınlar cisimlere çarpıp her yöne dağılırlar. Bu dağınık ışınların da bazıları bizim gözümüze geldiğinde (eğer kör değilsek tabii ki!) o cismi görmüş oluruz.   </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">  Görünen ışığın rengi ışığın sadece ve sadece dalga boyuna bağlıdır. (Yine bir ek bilgi: Dalga boyu ne kadar küçük ise ışık ışını o kadar fazla enerjiye sahiptir!) Mesela görülebilen en küçük dalga boylu ve en enerjik ışık mordur ; en büyük dalgaboylu ve en az enerjiye sahip olan ise kırmızı. Bunların arasında da diğer renkler boy sırasına göre (dalga boyu  )  yerlerini almıştır. Bu renklerin hepiciğini bir gökkuşağında sırası ile görebilirsiniz. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">  Cisimler üzerlerine düşen ışık ışınlarının bir kısmını absorbe eder bir kısmını ise yansıtırlar. Her atom kendi elektron konfigurasyonuna göre belli dalga boylarındaki ışıkları absorbe eder ve belli dalga boylarındakileri de absorbe edemediğinden yansıtır. İşte bu yansıyan ışınların dalga boylarına göre biz cisimleri renkli görürüz. Mesela limon rengi bir limon (bir limon başka ne renk olabilirdi ki?!!) sadece limon rengi ışınları yansıtır ve diğer ışık ışınlarını emer.   </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bunlarakarşın beyaz ve siyah gerçek birer renk değildir. Beyaz ışık aslı itibarı ile tüm renklerin birleşimidir. Diğer bir deyişle günışığı içinde tüm renkleri taşır. Ki zaten bu da gökkuşağının oluşmasının en büyük nedenidir. Bir cismi beyaz görmemizin sebebi ise o cismin üstüne düşen tüm renkleri yansıtması; hiçbirini absorbe etmemesidir. Aşağıdaki resimde  üç ana renk olan kırmızı, mavi ve yeşilin nasıl olup da tam orta kesişme noktasında beyazı oluşturduğunu görüyorsunuz. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">   Siyah ise renksizlik veya ışıksızlık olma halidir. Eğer bir yerde hiç ışık yoksa o yer siyah görünür. Daha doğrusu hiç görünmez!!&#8230;Siyah bir cisim de üstüne düşen tüm ışınları emerek dışarı hiçbir ışın yansıtmaz ve bu yüzden siyah görünür! </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Işığın Yapısı </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA">İnsana içinden bir ses ışığın da bir kütlesi olması gerektiğini fısıldayıp duruyor ama değil işte. Işığın daha doğrusu ışığı oluşturan parçacıkların yani fotonların kütlesi yoktur. Onlar sadece enerjidirler. <span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Eğer maddesel bir noktanın yeri mutlak bir koordinat eksenler sistemine göre tarif edilirse ve bu maddesel nokta dışarıdan başka cisimlerin etkisi altında bulunmuyorsa bu nokta ivmesiz olarak hareket edecektir; yani ya yani ya hareketsiz duracak veya bir doğru üzerinde sabit bir hızla hareket edecektir.</p>
<p>Newton&#8217;un bu ifadesi şöyle açıklanabilir: Bir kuvvetin uygulanmasıyla durumunu değişmeye mecbur edilmediği takdirde, her cisim bulunduğu hareketsiz halinde veya düzgün hareket halinde kalır.Yani daha açık söylemek gerekirse: Hareketsiz halde duran ya da sabit bir hızla hareket etmekte olan bir cisme, herhangi bir başka kuvvet uygulanmadığı sürece bu durağan halini ya da sabit hızlı halini korur.(Otobüs birden durduğunda yolcuların birden öne doğru savrulduklarına dikkat etmişsinizdir. Savrulmanın nedeni, yolcuların durma anından önceki sabit hızlı hareketlerini sürdürmeleridir.) </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bütün deneylerimiz gösterir ki; nerede ve ne zaman bir ivme meydana gelirse, bu ivme iki sebebin yalnız birinden veya her ikisinden dolayı meydana gelir. Bu ivme, kullanılan sistemin mutlak bir eksenler sistemi olmadığından veya başka cisimlerin etkisinden veya her iki sebepten ötürü olabilir. Başka bir sebep mümkün değildir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bu iki sebebin mevcut olmaması halinde, maddesel noktanın ivmesi bulunmayacağı hakikati, bazen her noktanın eylemsizliği vardır sözü ile ifade edilir ve bu sebepten mutlak bir eksenler sistemine eylemsiz sistem denir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Kanunun kendisi, eylemsiz bir sisteminin anlamını genişletmemize imkan verir. Dolayısıyla, herhangi bir S1 eksenler sistemi mutlak bir eksenler sistemine göre ivmesiz olarak hareket ediyorsa, bir P maddesel noktasının S1 sistemine göre ivmesi mutlak bir sisteme göre ivmesinin aynı olacaktır; yani S1 de eylemsiz bir sistem olacaktır. Böylece birinci kanun doğru ise, yukarıda sözü geçen S sistemi çok büyük bir ihtimalle eylemsiz bir sistemdir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA">Birinci hareket kanunu, eğer P maddesel noktası başka bir cisim veya cisimlerin etkisi altında kalıyorsa ve bu etkiler birbirini yok etmiyorlarsa, P&#8217;nin eylemsiz bir eksenler sistemine göre hareketine ivme verilmiş olacaktır. Başka cisimlerin etkisi altında kaldığı zaman P maddesel noktası kuvvet etkisi altındadır denir. Birinci kanuna göre, bu takdirde , kuvvet sadece ivme ortaya çıkaran bir şeydir. Bu ancak başka cisimler tarafından uygulanır ve ortaya çıkardığı ivme ile ölçülür. Biz kuvvetleri verilen bir veya başka başka (fakat belli) maddesel noktalar üzerinde meydana getirdikleri ivmeleriyle karşılaştırabiliriz.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikkulubu.net/eylemsizlik-prensibi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hareket Sorunu</title>
		<link>http://www.fizikkulubu.net/hareket-sorunu/</link>
		<comments>http://www.fizikkulubu.net/hareket-sorunu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Jun 2007 11:06:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>berkmr</dc:creator>
				<category><![CDATA[İş Güç Enerji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fizikkulubu.net/hareket-sorunu/</guid>
		<description><![CDATA[Kopernik&#8217;in görüşleri, tipik Rönesans adamı, ozan-düşünür Bruno&#8217;nun (1548-1600) engizisyon alevlerinde diri diri yakılmasına, bir başka İtalyan Tommaso Campenalla&#8217;nın (1568-1639) zindanlarda çürütülmesine, Galileo Galilei&#8217;nin (1564-1642) ise yargılamalarla ölüp ölüp dirilmesine yolaçmıştı. 
Galileo, serbest düşen cisimlerin (eğik atışlar dahil) ve eğik düzlem üzerindeki bir cismin hareketini inceleyen, bağıl hareket kavramını ortaya atan ve salınan bir sarkacın, zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Kopernik&#8217;in görüşleri, tipik Rönesans adamı, ozan-düşünür Bruno&#8217;nun (1548-1600) engizisyon alevlerinde diri diri yakılmasına, bir başka İtalyan Tommaso Campenalla&#8217;nın (1568-1639) zindanlarda çürütülmesine, Galileo Galilei&#8217;nin (1564-1642) ise yargılamalarla ölüp ölüp dirilmesine yolaçmıştı. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Galileo, serbest düşen cisimlerin (eğik atışlar dahil) ve eğik düzlem üzerindeki bir cismin hareketini inceleyen, bağıl hareket kavramını ortaya atan ve salınan bir sarkacın, zaman aralıklarını ölçmek için kullanılabildiğini kaydeden İtalyan fizikçisi ve astronomicisidir. <span id="more-15"></span> </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Teleskobu keşfedişinden sonra &#8220;ben şimdi zaten aklımdan geçen bildiğim şeyin görünen ispatına sahibim&#8221; demiştir. Galilei, astronomide birçok önemli keşif yaptı; Jüpiter&#8217;in dört uydusunu ve birçok yeni yıldızı keşfetti, Ay&#8217;ın yüzeyini inceledi, Güneş lekelerini ve Venüs?ün evrelerini buldu; Samanyolu&#8217;nun, çok sayıda yıldızdan ibaret olduğunu kanıtladı. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bütün cisimlerin, serbest bırakıldıkları zaman yere hemen hemen sabit ivme ile düşeceği iyi bilinir. Galileo&#8217;nun, eğik Piza Kulesi&#8217;nden aynı anda serbest bırakılan farklı iki ağırlığın, yere yaklaşık olarak aynı zamanda çarptığını gözleyerek, bu gerçeği ilk kez keşfettiği rivayet edilir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bir demir para ile buruşturulmuş bir kağıt parçasını aynı anda bir yükseklikten bırakalım. Hava direnci yokken, her ikisi de aynı hareketi yapacaklar ve yere aynı zamanda çarpacaklardır. Hava direncinin ihmal edilliği, idealleştirilmiş haldeki böyle bir hareket, serbest düşme olarak tanımlanmaktadır. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">2 Ağustos 1971&#8242;de böyle bir deney, astronot Davit Scott tarafından Ay üzerinde yapıldı. Astronot, bir çekiç ve bir şahin tüyünü aynı anda serbest bıraktı ve Ay&#8217;ın yüzeyine aynı anda düştüklerini gözledi. Bu gösteri deneyi Galileo&#8217;yu kesinlikle onaylamıştır. Galileo&#8217;nun mekanik bilimindeki başarıları, Newton&#8217;un Hareket Yasalarının gelişmesinde önemli paya sahiptir. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Fırlatılan bir okun hareketi nasıl oluşur? Aristo&#8217;nun bulduğu açıklama şöyleydi: Bir ok ya da benzeri cisim havaya atıldığı zaman, önünde bulunan havanın yerini alır; hava, sürekli olarak okun arkasına geçer ve onu iterek yol almasını sağlar. Doğal olarak bir süre sonra, okun önünden arkasına geçen hava gücünü yitirir ve giderek ok yere düşer. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Aristoteles, bu açıklamayı aslında vakumun olanaksız olduğunu savunmak için yapmıştı. Öyle ya, hareket ancak havanın varlığında gerçekleşebilirdi. Ona göre eğer vakum diye bir şey olsaydı, herhangi bir cismin hareketini değişmez bir hızda ve doğrusal olarak sürdürmesi gerekirdi. Böyle birşey de olanaksız olduğundan vakum da olamazdı. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bu açıklama, oku ileri doğru meleklerin ittiği düşüncesinden çok ileri olmasına karşın yanlıştı. Ama 2.000 yıl kadar insanlara doğal geldi. İlk bakışta Yeryüzü&#8217;ndeki hareketi ile gökyüzündeki cisimlerin hareketi bir diğeriyle ilişkisiz olarak görünür. Gökcisimleri Evren&#8217;in merkezi sayılan Dünya etrafında dolanır durur. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Yeryüzü&#8217;ndeki cisimler ise doğal olarak hareketsizdir, bir dış kuvvet etkisinde harekete başlatıldıklarında bir doğru üzerinde bir süre yol aldıkktan sonra durdukları gözlenirdi. Bu iki hareket türü karşılaştırıldığında, gökteki cisimlerin sürekli hareketi için bir dış etken, yani bir hareket ettirici aranır ve bu da felsefi tartışmalara konu edilirdi. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA">Galileo, şu soruyu soruyordu: Bir cisim, kendine etkiyen hiçbir kuvvet yoksa nasıl hareket eder? Bu soru, alışılmışın dışında bir soruydu. 16. yüzyıldan önce yaşamış bilim adamları, maddenin durgun <span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">halini onun doğal hali olarak düşündüler. İlk kez Galileo, maddenin doğal hal ve hareketine farklı bir yorumla yaklaşmıştır. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Galileo, sürtünmesiz yüzeylerde hareket eden cisimlerle ilgili bir düşünce deneyi geliştirerek, hareket halindeki cismin durmasının onun doğal hali olmadığını, hiç durmadan yoluna devem etmesi gerektiğini söylemiştir. Ayrıca cisimler hareket halinde iken, durmaya ve hızlanmaya direnme (eylemsizlik) tabiatına sahip olduğu sonucuna da varmıştır. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Her gün çevremizde gördüğümüz hareketi, başka bir ortamda sınama sorusu, günlük deneyin sınırlandırmalarına meydan okuyan bir soru. Çünkü Yeryüzü&#8217;nde, ağırlığın etkilemediği, hava ya da suyun direnciyle karşılaşmayan hiçbir hareket yoktur. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Galileo, sınırları zorluyordu. Tarihte ilk kez sistemli deneylerle doğayı sorguluyordu; görüngüleri soyutlayıp ayırarak basitleştirmeler yapmayı başardı. Buradan &#8220;Eylemsizlik İlkesi&#8221; ni tanımladı. Bu ilke şöyle der: &#8220;Kendisini hiçbir hareket nedeninin (sonra buna kuvvet denecektir) etkilemediği bir cisim, düzgün doğrusal bir hareket yapar.&#8221; </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Bilimin, belki de en önemli sorunu, çağlar boyu hareket sorunu oldu. Aristoteles bize düzgün hareketin, ancak onu sürdürecek bir kuvvet olduğu zaman olanaklı olduğunu söylemişti. Bu &#8220;gerçek&#8221; temelde gözlemlerle uyum içindeydi. Sonra, düşen nesnelerle ilgili gözlemlerinde daha kesin sonuçlar alan Galileo, tam tersini söyledi. Ancak Aristo?nun bilimsel &#8220;gerçeği&#8221; yüzyıllar boyu geçerli olmuştur. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Modern bilimin öyküsü, bir İtalyan dahisiyle yani Galileo ile başladı. Hareket bilmecesine ilk el atan O&#8217;dur. Düşme yasalarını, sarkacı ve teleskopu bulan Galileo, aynı zamanda Kopernik Sistemi&#8217;ni savunuyordu. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Galile, Jüpiter&#8217;in uydularının, Gezegen çevresinde dolaştıklarını görünce, bunun Güneş merkezli sistemin bir minyatürü olduğu düşüncesine ulaşmakta gecikmedi. Kopernik zamanında, hatta yüzyıllar sonra bile Kopernik Kuramı&#8217;nı doğrulayan kanıtlar pek ortada yoktu. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Galile, Jüpiter&#8217;le ilgili gözleminin ışığında, benzeyişe dayanarak, Kopernik Kuramı&#8217;nın doğruluğunu ileri sürebilirdi. Bu yüzden suçlanmış ve 1616&#8242;da Engizisyon Mahkemesi&#8217;ne verilmişti. Engizisyon, Evren&#8217;in merkezinin Güneş olduğu fikrini budalaca ve saçma bulmuştu. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Papa 5. Paul&#8217;un tavsiyesi ile Galileo, bu görüşünden vazgeçmeye çağrılmıştı. O da Kopernik Sistemi&#8217;ni bundan sonra savunmayacağına söz vermiş, ant içmişti. Ama bir süre sonra &#8220;Dünya&#8217;daki İki Büyük Sistem Hakkında Konuşmalar&#8221; yayımlanınca (1632), yeniden Engizisyon Mahkemesine sevkedildi. </span><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana"> </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Pişmanlık duyduğunu söylemesine karşın suçlu sayıldı; Papalığın üç yıl gözetiminde bulunmasına ve her hafta bir kere pişmanlık ilahilerini yüksek sesle okumasına karar verildi. Mahkeme&#8217;nin kararından sonra &#8220;Bununla birlikte, dönüyor&#8221; dedi. Bu büyük adam 1637&#8242;de kör oldu; 1642&#8242;de köşesine çekildi ve o yıl öldü. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Kilise mensupları onun Hıristiyan Mezarlığı&#8217;na gömülmesine bile izin vermemişlerdi. Fakat 19. yüzyılda yalnız İtalya&#8217;da değil, birçok ülkede adına anıtlar dikilmiştir.&#8221; </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial; mso-fareast-font-family: 'Times New Roman'; mso-ansi-language: TR; mso-fareast-language: TR; mso-bidi-language: AR-SA">Galileo, teleskoptan yararlanarak, gökteki Samanyolu&#8217;nun aslında çıplak gözle birbirinden ayırtedemediğimiz çok sayıda yıldızdan oluşan bir küme olduğunu ortaya koydu. Güneş&#8217;teki lekeleri <span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">gözledi. Böylece eskiden beri inanılan, göksel cisimlerin pürüzsüz, kusursuz (yetkin) nesneler olduğu görüşünün yanlış olduğu ortaya çıkıyordu. </p>
<p></span><span style="font-size: 10pt; font-family: Arial">Ay yüzeyindeki dağları saptadı; gölgelerini ölçerek, kabaca bu dağların yüksekliklerini hesapladı. Bunlar yalnızca bir başlangıçtı, yüzyılın kalan bölümünde teleskop, astronomide gerçek bir devrim etkisi yapacaktı.  </p>
<p></span></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fizikkulubu.net/hareket-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
