3.1 Konunun Tanımı, Amaç ve Kapsamı

Jeotermal enerji, yer kabuğunun çeşitli derinliklerinde birikmiş ısının oluşturduğu, sıcaklıkları atmosferik sıcaklığın üzerinde olan ve çevresindeki normal yeraltı ve yerüstü sularına göre daha fazla erimiş mineraller ve çeşitli tuzlar içerebilen sıcak su, buhar ve gazlar olarak tanımlanabilir. Ayrıca herhangi bir akışkan içermemesine rağmen bazı teknik yöntemlerle ısısından yararlanılan, yerin derinliklerindeki “Sıcak Kuru Kayalar” da jeotermal enerji kaynağı olarak nitelendiril­mektedir.

Suyu ısıtmak ve buharlaştırmak için fosil yakıt kullanılarak çevreyi kirletecek herhangi bir işlem yapılmadığından, jeotermal enerji çevre dostu bir enerji türüdür. Ancak jeotermal akışkanın korozyona ve kireçlenmeye sebep olabileceği, içerdiği bor yüzünden tarımsal sulamaya uygun olmadığı, yapısındaki karbondioksit ve hidrojen sülfür gibi gazların açığa çıktığı bilindiğinden, jeotermal enerji uygulamalarında bazı teknolojik önlemlerin alınması gerekmektedir. Hem rezervuar parametrelerinin korunması ve hem de jeotermal suyun ve gazların çevreye zarar vermesinin önlenmesi için, tüm dünyada yasalarla zorunlu hale getirilmiş olan reenjeksiyon (akışkanı yer altına geri verme) uygulanmalıdır. Bu durumda jeotermal enerji, çevreyi kirletmediği gibi petrol, doğal gaz ve kömür yerine kullanıldığı için döviz tasarrufu da sağlar.

Jeotermal enerji, jeotermal suyun sıcaklığına bağlı olarak elektik üretimi, ısıtma (konut, sera, termal tesis, sebze ve meyve kurutma), sağlık amaçlı termalizm, soğutma, endüstride proses enerjisi, kimyasal madde eldesi vb. alanlarda tek başına veya entegre olarak kullanılmaktadır.

Türkiye, jeotermal zenginlik açısından dünyanın yedinci ülkesidir. Ülkemizde yüzey sıcaklığı 40°C’nin üzerinde olan 140 adet jeotermal saha vardır ve bu sahaların 136 tanesi merkezi ısıtmaya, sera ısıtmasına, endüstriyel proses ısı kullanımına ve kaplıca kullanımına uygundur. Diğer 4 jeotermal sahanın ise teknik ve ekonomik olarak elektrik üretimine uygun olduğu tesbit edilmiştir. Bu sahalarda elektrik üretimine entegre olarak merkezi ısıtma vb. jeotermal uygula­malar da gerçekleştirilebilir. Muhtemel teorik jeotermal potansiyelin bütünüyle değerlendirilmesinin petrol eşdeğeri 9 milyar $/yıl’dır.

Jeotermal potansiyel açısından zengin olan ülkemizde, her geçen gün artan enerji talebinin sağlanması ve ülke enerji açığının büyümesi riskinin önlenmesi için, bu potansiyeli değerlendi­recek ulusal politikaların belirlenmesinde herkese sorumluluk düşmektedir.

3.2 Türkiye’de Kaynak Varlığı ve Mevcut Durum

Türkiye’de toplam 1000 dolayında sıcak ve mineralli su kaynağı ve jeotermal akışkan çıkan kuyu noktası vardır. Bilinen jeotermal alanların %95′i ısıtmaya uygundur, sıcaklığı 40°C nin üzerinde olan 140 jeotermal alan çoğunlukla Batı, Kuzey-Batı ve Orta Anadolu’da toplanmıştır.

Türkiye’deki 140 jeotermal sahanın muhtemel rezervuar sıcaklığı, rezervuann muhtemel büyüklüğü, bu sahaların yerleşim bölgelerine ve kullanım bölgelerine uzaklığı ve kullanım bölgelerinin büyüklüğü kriterlerine göre yapılan çalışma sonucunda, jeotermal merkezi ısıtmaya potansiyel aday olduğu saptanan 42 yerleşim bölgesi şunlardır (bunların jeotermal merkezi ısıtmaya uygunluğuna, teknik ve ekonomik fizibilitelerin sonuçlarına göre karar verilmelidir):

Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü (MTA) ve Türkiye Jeotermal Derneği tarafından yapılan çalışmalara göre, Türkiye’nin muhtemel jeotermal toplam ısıl kapasitesi 31500 MWtermik dir ve bunun da eşdeğeri beş milyon konuttur (100 m2/konut). Ancak bu değer muhtemel bir teorik potansiyele işaret eder. Şu an için potansiyel aday olabilecek bir milyon konut söz konusudur. Hedef bir milyon konut ısıtması ile 7,500 MWt kurulu güç karşılığı yılda 2.5 milyon ton fuel-oil tasarrufu sağlanacaktır. Bunun dışında sanayide kullanım ve kaplıca amaçlı kullanımın sağlayacağı ekonomik değer de söz konusudur.

Türkiye dünyada kurulu jeotermal elektrik santrallan içinde 20.4 MWe kapasite ile 14. sırada yer almaktadır. Ancak, bu santral 12 MWe kapasite ile çalıştırılmaktadır. Halen Türkiye’de 50 bin konut eşdeğeri jeotermal ısıtma, 200 bin m2 sera ısıtması gerçekleştirilmektedir. 350 MWt ısıl kapasite ve 285 MWt balneolojik değerlendirme olarak toplam 635 MWt ile 30 ülke arasında 4. sırada yeralmaktadır.

Türkiye’de merkezi olarak jeotermal enerji ile ısıtılan yerler: Gönen (3000 konut, 1987), Simav (2500 konut, 1991), Kırşehir (1800 konut, 1994), Kızılcahamam (1500 konut, 1995), Balçova (6000 konut, 1996), Afyon (4000 konut, 1996), Kozaklı (700 konut, 1996). Sıralanan bu sistemlere yeni konut eklenmesi sürmektedir. Afyon ve Kozaklı dışında yukarıda sayılan jeotermal merkezi ısıtma sistemlerinin tümünde reenjeksiyon uygulanmaktadır. Bu sistemlerin çoğunda yatırımın yaklaşık %35′i kullanıcı tarafından katılım payı ve depozite adı altında karşılanmıştır.

Jeotermal ısıtmada 40-45oC’lik sular kullanılmaktadır. Akışkanın sıcaklığı 40oC?nin altına düştüğünde kaplıca suyu olarak kullanılabilir. Jeotermal akışkanın böyle entegre kullanımı, teknik ve ekonomik avantaj sağlamaktadır.

Yurdumuzda elektrik santrallan kurulabilecek yerler, ısıtmada kullanılacak sahalara oranla azdır. Denizli-Sarayköy’de kurulu bulunan Türkiye’nin ilk ve şimdilik tek jeotermal santralı 20.4 MWe gücündedir. Rezervuar sıcaklığı 200 – 212°C arasında değişen 9 kuyudan beslenmektedir. Kuyubaşında 187°C’da elde edilen 15 bar basınçlı jeotermal akışkana yaklaşık %12 ağırlık oranında kuru buhar elde edilmektedi. Kuyubaşı seperatörlerinde sudan ayrılan kuru buhar 120 ton/saat debiyle türbin-jeneratörü beslemektedir. Sarayköy santralında buhardan ayrıştırılan karbondioksit gazı atmosfere atılmayıp, santrala entegre olan fabrikada yılda 40 bin ton sıvı karbondioksit ve kuru buz haline dönüştürülmekte, Türkiye’nin karbondioksit ihtiyacını %50 oranında karşılamaktadır.

Aydın-Germencik’teki jeotermal akışkanın rezervuar sıcaklığının 200-230oC olduğu ve jeotermal alanın 100 MWe gücünde bir santralı besleyebilecek kapasitede olduğu bilinmektedir. Aydın-Salavath ve Çanakkale-Tuzla’da elektrik santralında kullanılmaya uygun, sırasıyla 171oC ve 173°C sıcaklıkta jeotermal rezervuarlar mevcuttur.

Son uygulamalarda sıcak suyun uzun mesafelere taşınmasında, cam elyafı takviyeli plastik (CTP) borular kullanılmakta, herhangi bir paslanma, çürüme, kireçlenme sorunu olmadan toprağa gömülmektedir. Ayrıca, ülkemizde imal edilen bu borulara üretim sırasında ısı izolasyonu yapılabildiğinden, su sıcaklığı bir kilometrede ancak 0.2-1 °C düşmektedir.

Paslanmaz çelik veya titanyumdan yapılmış plaka tipi ısı eşanjörleri hem yüksek verimlidir, hem de plakaların sökülüp kolayca temizlenmesi mümkün olduğundan jeotermal akışkanlar için çok uygundur.

3.3 Dünya Teknolojisinde Ulaşılan Düzey

Jeotermal enerjinin ısıtma sistemlerinde ve elektrik santrallannda kullanımı dünyada son yıllarda hızla artmıştır. İlk jeotermal elektrik santrali Italya-Larderello’da 1904 yılında işletmeye alınmıştır. Türkiye’de ilk uygulama 1964 yılında Gönen’de bir otelin ısıtılması ile başlamıştır. 1996 yılı itibariyle Türkiye’de mevcut 20.4 MWe jeotermal elektrik santraline karşın, dünyada toplam 8600 MWe gücünde jeotermal santral kurulu gücü vardır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri 2900 MWe, Filipinler 1444 MWe, Meksika 753 MWe, Italya 626 MWe, Japonya 529 MWe jeotermal santral kurulu gücüne sahiptir.

Dünyada jeotermal enerjinin elektrik santralları dışında kullanımı, 1996 yılı itibariyle toplam 11300 MWt güce ulaşmıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde 1874 MWt, Japonya?da 3321 MWt, Çin?de 1915 MWt, Macaristan?da 340 MWt, İzlanda’da 1443 MWt, Fransa?da 599 MWt, İtalya’da 307 MWt ve Türkiye?de 635 MWt düzeydedir.

Jeotermal enerjiden elektrik üretiminde, dünyada uygulanmakta olan bazı ileri teknolojiler henüz Türkiye’de uygulanmamaktadır. Örneğin, jeotermal elektrik santrallannda yüksek-orta-alçak basınç kademeli buhar türbinleri kullanılmakta, kuyubaşı seperatörlerinde kuru buhardan ayrılan sıcak su, daha düşük basınçlı ortamlarda yeniden buharlaştınlarak türbinin düşük basınçlı kademeleri beslenmektedir. Çift buharlaştırmalı sistem (double flash) olarak bilinen bu yöntemle jeotermal enerjinin elektrik enerjisine dönüşüm verimi artırılmaktadır.

İkili çevrim (binary cycle) elektrik santralları kullanılmasıyla, 80°C-170°C sıcaklıktaki jeotermal akışkandan da elektrik enerjisi üretilebilmektedir. Buharı ozon tabakasına zarar vermeyen, zehirli olmayan ve düşük sıcaklıklarda kolayca buharlaşabilen hidrokarbonların (örneğin Klea 134a) kullanıldığı bu tür santrallar özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde oldukça yaygın olup, santral güçleri 0.3 – 30 MWe arasında değişmektedir.

3.4 Türkiye’de Öncelikle Yapılması Gereken Uygulamalar

7. Beş Yıllık Kalkınma Planı ve diğer raporlarda, Türkiye’nin jeotermal potansiyelinin ağırlıklı olarak konut ısıtmasında ve buna entegre kaplıca maksatlı kullanımda değerlendirilmesi öngörülmüştür. Çünkü mevcut 140 adet jeotermal saha merkezi ısıtmaya, endüstride proses ısısı olarak kullanıma ve buna entegre kaplıca maksatlı kullanıma uygundur. Ayrıca, 4 sahamız elektrik üretimine teknik ve ekonomik olarak uygundur. Bu sahalar Denizli-Sarayköy, Aydın-Germencik ve Salavatlı ve Çanakkale-Tuzla jeotermal sahalarıdır. Jeotermal alanların kullanım imkanları belirlenerek entegre tesisler halinde planlanması teşvik edilmelidir.

Türkiye’de yeteri kadar jeotermal kuyu yoktur. 140 tane jeotermal sahaya karşın Türkiye’deki üretim kuyularının sayısı 200′dür. Bu gün ABD’de yalnızca Klamaths Falls’da (Oregon) 500 jeotermal kuyunun bulunduğunu göz önüne alınırsa, Türkiye’deki jeotermal alanlardaki potansiyeli ortaya çıkarmak için daha çok sayıda jeotermal kuyu açılması gereklidir.

MTA’nın programı dahilinde daha fazla jeotermal kuyu yapması sağlanmalı ve özel idarelerin, belediyelerin finanse ederek yaptırdıkları jeotermal kuyulara kuyu riski sigortası getirilmelidir. Bu uygulama dünyanın bir çok ülkesinde yapılmaktadır. Örneğin Fransa’da arama ve kuyu riskini devlet üstüne almaktadır. Türkiye’de de uygun görülen projelerin kuyularında başarısızlığa uğrandığı zaman kuyu giderlerinin kamuca, enerji ya da madencilik fonu gibi fonlardan karşılanması için gerekli düzenlemelere gidilmelidir.

Denizli-Sarayköy Jeotermal Elektrik Santralından halen saatte ortalama 700 ton kütlesel debi ile çıkan 147oC sıcaklıktaki jeotermal akışkan Menderes nehrine atılarak enerjisi boşa harcanmakta, ayrıca nehir suyu ile yapılan tarımsal sulama açısından sakınca oluşturmaktadır. Akışkandan kademeli olarak elektrik elde etmek için gerekli ek sistemler kurulmalı ve daha sonra bu su Denizli’de konut ısıtmasında kullanılmalı, en sonunda reenjeksiyonla tekrar kuyulara verilmelidir. Böylece, hem çevre kirliliği önlenmeli ve hem de rezervuar parametrelerinin bozulmaması sağlanmalıdır.

Jeotermal elektrik üretimine uygun olan sahaların yap-işlet-devret modeliyle elektrik enerjisi üretiminde kullanılması, bunun dışında kalan ısıtmaya uygun sahalarda özel idarelerinin ve belediyelerin merkezi ısıtma tesisleri kurmasına izin verilmesi ve buna entegre olarak kaplıca maksatlı kullanım için de mevcut yönetmelikler doğrultusunda belediyelere ve özel sektöre verilmesi uygun olacaktır.

Jeotermal merkezi ısıtmada teknik ve ekonomik olabilirliğe etki eden jeotermal saha büyüklüğü, jeotermal akışkanın sıcaklığı, muhtemel jeotermal potansiyel debisi, jeotermal alan ile şehir arasındaki mesafe ve şehir büyüklüğü parametreleri çok iyi incelenerek optimize edilmelidir.

Türkiye’de jeotermal bölgesel ısıtma sistemlerinin yaygınlaşmasını teşvik etmek ve yatırımları kolaylaştırmak için il özel idarelerine ve belediyelere ulusal ve/veya uluslararası fınans kuruluşlarından kredi temin edilmesinde yarar vardır.

Konutların ısıtılmasında kullanılan yüksek sıcaklıktaki jeotermal akışkandan kademeli olarak elektrik üretilmesi (ikili çevrimle), sera ısıtmasında kullanılması ve son kademede kaplıcalarda yararlanılması gerçekleştirilmeli, böylece jeotermal kaynakların kullanım verimi artırılmalı ve uygulamalar daha ekonomik hale getirilmelidir. Örneğin, Simav’da kuyudan 147°C’de çıkan jeotermal akışkan önce ikili çevrimli bir santralde elektrik üretiminde kullanılabilir, daha sonra konut ısıtmasında ve takiben sera ısıtmasında, nihayet kaplıcada yararlanılabilir. Halen kullanıldığı gibi 147°C sıcaklık bölgesel ısıtma için oldukça yüksektir ve jeotermal akışkanın enerjisinden yüksek verimle yararlanılmamaktadır.

Jeotermal enerji ile ilgili dünyadaki yeni gelişmelerin yakından izlenmesi, uzmanların bu konudaki bilgi birikiminin geliştirilmesine özen gösterilmesi, deneyim kazanmalarına ve sektörde tutulmalarına olanak tanınması, uluslararası kuruluşlar ile ortak projeler geliştirilmesi, gerekli patent (know-how) transferleri yapılması da üzerinde önemle durulması gereken konulardır.

3.5 Öncelikli Uygulamalar ile ilgili Eğitim, Öğretim ve Ar-Ge Etkinlikleri

MTA Genel Müdürlüğü 962 yılından bu yana jeotermal enerji konusunda Ar-Ge çalışmaları yürütmekte olup, bugün konu üzerinde en çok bilgi birikimi ve deneyimi bulunan kuruluştur.

Üniversitelerde de jeotermal enerji ile ilgili Ar-Ge çalışmaları yapılmaktadır. Bu enerjinin araştırılması ve kullanılması ile ilgili olarak Ankara Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi’nde lisans ve yüksek lisans dersleri verilmekte, master ve doktora eğitimi yapılmaktadır. Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü bünyesinde yüksek lisans ve doktora örencilerine verilmekte olan ?Alternatif Enerji Sistemlerinin Tasarımı” konulu ders kapsamında, özellikle jeotermal ısıtma (jeotermal enerjinin seracılıkta kullanımı) konulan işlenmekte, ODTÜ Makine Mühendisliği Bölümünde altı yıldan beri “Jeotermal Enerjiden Yararlanma” adlı bir ders verilmektedir.

Jeotermal akışkanın sebep olduğu kireçlenmeyi azaltmak, sistemdeki ısı kayıplarını en aza indirmek, ileride kurulacak jeotermal kombine sistemlerde elektrik üretimi ve ısıtmayı birlikte gerçekleştirecek en iyi sistem tasarımlarını etüt etmek gibi konularda Ar-Ge yapılması teşvik edilmelidir.

3.6 Konuya İlişkin Yasal ve Kurumsal Düzenlemeler

Jeotermal kaynaklardan sorumlu kuruluşlar ile bu kaynakların kullanıcıları arasındaki hukuksal durumun düzenlenmesine ilişkin mevzuata acilen ihtiyaç vardır.

T.B.M.M. ilgili komisyonunda bulunan iki ayrı jeotermal yasa tasarısı ele alınıp düzenlenerek tek yasa teklifi haline getirilmeli ve en kısa zamanda Meclis’e sevk edilip jeotermal yasası çıkarılmalıdır. Ancak, konunun tüm yeni ve yenilenebilir enerjileri içerecek bir yasa kapsamında işlenmesi de olanaklıdır.

Jeotermal projelerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre Bakanlığı ve üniversite temsilcilerinden kurulacak olan “Jeotermal Değerlendirme Komisyonumdan geçtikten sonra uygulamaya sokulması sağlanmalı, böylece ekonomik olmayan ve tekniğine uygun olmayan jeotermal projelerin belediyeler tarafından uygulanmasına engel olunarak milli servetin heba olması ve vatandaşın mağdur olmasının önüne geçilmelidir.

Bugün için jeotermal alanların aranması, rezerv tespiti ve kuyuların açılması MTA tarafından gerçekleştirilmekte, kuyuyu kullanan kuruluşlar (örneğin Sarayköy santralını işleten TEAŞ) kuyuya hiçbir şekilde müdahale edememektedir. Petrol aramalarında ve petrol üretiminde olduğu gibi, yurdumuzda jeotermal alanların aranması ve kuyu açılması özel sektör tarafından yapılabilmeli, gerek jeotermal santrallann gerekse jeotermal ısıtma sistemlerinin işletilmesinde özel sektör kuruluşlarına da imkan verilmelidir. Türkiye’de mevcut jeotermal merkezi ısıtma sistemlerinin bir ortalamasını alacak olursak, konut başı maliyeti 2000 $ (kısmi araştırma ve komple montaj dahil) civarındadır ve 6-10 yılda kendini geri ödeyen yatırımlardır. Bunlar altyapı hizmeti getiren, kömür, fuel-oil, elektrik ve döviz tasarrufu sağlayan enerji üretimi ve çevre koruma yatırımlarıdır.

Türkiye’de ısıtmada çoğunlukla linyit kömürünün kullanılması ile çevre kirliliği (cüruf vs. atımı) ve ayrıca merkezi ısıtmanın olmaması nedeni ile de her evde yanan sobanın yaratmış olduğu hava kirliliği tehlikeli boyutlara ulaşmış durumdadır. Jeotermal kaynakların kullanılması bunu büyük oranda önleyebileceği gibi, milli kaynaklarımız da değerlendirilmiş olacaktır. Tekniğine uygun sistemlerin ömrü en az 30 yıldır. Bu nedenle sağladığı gelir ve faydalara göre yatırım maliyeti çok ucuz olmaktadır. Ayrıca, muhtemel ısı üretim potansiyeli olan 31500 MWt?a entegre olarak sınırsız sayıda termalizm uygulamaları için pekçok imkan ortaya çıkmaktadır. Bunun da getireceği net yurtiçi katma değer büyük rakamlara (25 milyar $/yıl) ulaşmaktadır.

3.7 Sonuç ve Öneriler

? Jeotermal enerji hipertermal alanlardan çıkan, içinde mineral ve çeşitli tuzlar içerebilen sıcak su, buhar ve gazlar biçimindeki jeotermal akışkanın enerjisidir. Bazı teknik yöntemlerle yerin derinliklerindeki sıcak kuru kayaların ısısının değerlendirilmesi de jeotermal enerji kapsamında ele alınmaktadır.

? Türkiye’de yüzey sıcaklığı 40oC nin üzerinde olan 140 adet jeotermal saha vardır. Bunlardan 4 tanesi elektrik üretimine uygundur. Bu dört sahada elektrik üretiminin yanı sıra entegre ısıtma uygulamaları da yapılabilir. Geri kalan sahalar ısıtma amaçlı kullanımlarda ve düşük sıcaklıkta ısı

enerjisi gerektiren uygulamalarda değerlendirilebilir. Muhtemel jeotermal potansiyelin kullanımının getirebileceği ekonomik kazanım 9 milyar $/yıl’dır. Bu potansi­yelin değerlendirilebilmesi için, ülkemizdeki jeotermal alanların kullanım imkanlarının belirlenerek entegre tesisler halinde planlanması gereklidir.

? Ülkemizdeki tek jeotermal elektrik santralı olan Denizli-Sarayköy Jeotermal Santralı, 1984 yılında kurulmuş olup, 20.4 MWe kurulu güçtedir. Aydın-Germencik’de 100 MWe güçte bir jeotermal santralı besleyecek potansiyel vardır. Ayrıca, Aydın-Salavatlı ve Çanakkale-Tuzla’da elektrik santralında kullanıma uygun jeotermal rezervuar bulunmaktadır. Bunların değerlendirilmesi için çalışmalar başlatılmalıdır.

? Jeotermal enerjinin çevre dostu karakterde kullanılması için, tüm dünyada yasalarla zorunlu hale getirilmiş olan reenjeksiyon (akışkanı yeraltına geri verme) tekniğinin uygulanması, böylece hem rezervuar parametrelerinin korunması hem de jeotermal suyun çevreye zarar vermemesinin sağlanması şarttır.

? Türkiye?nin muhtemel teorik jeotermal toplam kapasitesi 31500 MWt dir ve bunun eşdeğeri de 5 milyon konuttur. Ancak, bu değer muhtemel teorik bir potansiyele işaret eder. Bugün için hedef bir milyon konuttur.

m Mevcut jeotermal kuyuların yetersiz kaldığı bilinci ile daha fazla araştırma yapılarak jeotermal kuyuların açılmasına hız verilmelidir. MTA’nın programı kapsamında daha fazla kuyu yapması sağlanmalı, il özel idarelerinin ve belediyelerin finansman sağlayarak yaptırdıkları kuyular için kuyu riski sigortası getirilmelidir. Yerli ve yabancı özel sermaye şirketlerine de jeotermal kaynak arama, kuyu açma ve işletme hakkı tanınmalıdır.

? Jeotermal enerjide potansiyel geliştirme, yeni kuyular açma gibi işlemlerin yanı sıra, jeotermal kaynakların yüksek verimli ve entegre kullanılmalarına yönelik Ar-Ge çalışmaları artırılmalıdır. Özellikle jeotermal enerjinin elektrik enerjisine dönüşüm verimini artıran (çift buharlaştırmalı sistemler) ve düşük sıcaklıktaki jeotermal akışkandan elektrik üretimine imkan sağlayan yeni teknolojiler (İkili Çevrim Teknolojileri) üzerinde araştırmalar yoğunlaştınlmalıdır. Ayrıca sıcak kuru kaya (hot dry rock) jeotermal olanaklarının değerlendirilmesi de araştırılmalıdır.

? Jeotermal enerji ile ilgili dünyadaki yeni gelişmelerin yakından izlenmesi, ilgili uzmanların bu konulardaki bilgi birikiminin geliştirilmesine özen gösterilmesi, deneyim kazanmalarına ve sektörde tutulmalarına olanak yaratılması, uluslararası kuruluşlar ile ortak projeler geliştirilmesi, gerekli patent (know-how) transferleri yapılması konulan üzerinde önemle durulmalıdır.

? Türkiye’de jeotermal enerjinin gelişimini hızlandıracak yasal düzenlemelerin bir an önce yürürlüğe girmesi sağlanmalıdır.

? Jeotermal projeler, ÇED raporu alındıktan sonra, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan izin alınmak suretiyle uygulamaya sokulmalı, sektör standart altına alınarak disipline edilmeli ve kötü projelerin uygulanmasına engel olunmalıdır. Bu konuda “Enerji Teknolojileri Politikası Çalışma Grubu” tarafından geliştirilen diğer bir öneri de, jeotermal projelere uygulanma izni verilmesi yetkisinin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Çevre Bakanlığı ve üniversite temsilcilerinden oluşturulacak bir “Jeotermal Değerlendirme Komisyonu” tarafından yürütülmesidir.