Renklerle ilgili herhangi birşey söylemeden önce ışık ve yapısı hakkında biraz bir ön bilgi vermek gerekiyor.

Işık ışınları birer elektromanyetik dalgadır. Elektromanyetik dalgalar (ki bunların arasında görülebilir ışığın yanı sıra radyo dalgaları, röntgen ışınları, ultraviyole ışınlar, kızıl-ötesi ışınlar, gama ışınları vb. de vardır.) gerçekten çok geniş bir spektruma sahiptir. Fakat bizim gözle görebildiğimiz ışık 4×10-7 m ile 7×10-7 m dalga boyu arasındaki ışıktır. Bunun dışındaki diğer elektromanyetik dalgaları göremeyiz. Peki niye bu kadarcığını görebiliyoruz derseniz cevap da gözümüzün yapısı olur.

Her ışık kaynağı kendi yapısına göre bu dalgacıklardan yayar etrafına. Bu yüzden her cisme şöyle ya da böyle hatta birazcık da öyle bir ışık kaynağı diyebiliriz. Yani her bir cisim kendi çapında radyasyon yayar (Ara Not: Radyasyon deyince aklınıza hemen Çernobil falan gelmesin öyle; bir atomun sadece fazla enerjisini değişik atomaltı parçacıklar atarak yaymasına radyasyon denir. Her madde de atoma sahip olduğuna göre bu sayın her maddenin radyasyon yani ışık yaymasından daha doğal ne olabilir.) İşte bu cisimlerin etrafa yaydığı radyasyonlardan bir grubu da gözle görünür ışıktır.

Gözümüzün görmesi demek herhangi bir ışık kaynağından fışkıran ışınların bir cisme çarparak gözümüzün içine içine girmesi demektir. Yani görebilmek için bir ışık kaynağına ihtiyaç duyarız. Işık kaynağından çıkan ışınlar cisimlere çarpıp her yöne dağılırlar. Bu dağınık ışınların da bazıları bizim gözümüze geldiğinde (eğer kör değilsek tabii ki!) o cismi görmüş oluruz.

Görünen ışığın rengi ışığın sadece ve sadece dalga boyuna bağlıdır. (Yine bir ek bilgi: Dalga boyu ne kadar küçük ise ışık ışını o kadar fazla enerjiye sahiptir!) Mesela görülebilen en küçük dalga boylu ve en enerjik ışık mordur ; en büyük dalgaboylu ve en az enerjiye sahip olan ise kırmızı. Bunların arasında da diğer renkler boy sırasına göre (dalga boyu ) yerlerini almıştır. Bu renklerin hepiciğini bir gökkuşağında sırası ile görebilirsiniz.

Cisimler üzerlerine düşen ışık ışınlarının bir kısmını absorbe eder bir kısmını ise yansıtırlar. Her atom kendi elektron konfigurasyonuna göre belli dalga boylarındaki ışıkları absorbe eder ve belli dalga boylarındakileri de absorbe edemediğinden yansıtır. İşte bu yansıyan ışınların dalga boylarına göre biz cisimleri renkli görürüz. Mesela limon rengi bir limon (bir limon başka ne renk olabilirdi ki?!!) sadece limon rengi ışınları yansıtır ve diğer ışık ışınlarını emer.

Bunlarakarşın beyaz ve siyah gerçek birer renk değildir. Beyaz ışık aslı itibarı ile tüm renklerin birleşimidir. Diğer bir deyişle günışığı içinde tüm renkleri taşır. Ki zaten bu da gökkuşağının oluşmasının en büyük nedenidir. Bir cismi beyaz görmemizin sebebi ise o cismin üstüne düşen tüm renkleri yansıtması; hiçbirini absorbe etmemesidir. Aşağıdaki resimde üç ana renk olan kırmızı, mavi ve yeşilin nasıl olup da tam orta kesişme noktasında beyazı oluşturduğunu görüyorsunuz.

Siyah ise renksizlik veya ışıksızlık olma halidir. Eğer bir yerde hiç ışık yoksa o yer siyah görünür. Daha doğrusu hiç görünmez!!…Siyah bir cisim de üstüne düşen tüm ışınları emerek dışarı hiçbir ışın yansıtmaz ve bu yüzden siyah görünür!

Işığın Yapısı

İnsana içinden bir ses ışığın da bir kütlesi olması gerektiğini fısıldayıp duruyor ama değil işte. Işığın daha doğrusu ışığı oluşturan parçacıkların yani fotonların kütlesi yoktur. Onlar sadece enerjidirler. Eğer maddesel bir noktanın yeri mutlak bir koordinat eksenler sistemine göre tarif edilirse ve bu maddesel nokta dışarıdan başka cisimlerin etkisi altında bulunmuyorsa bu nokta ivmesiz olarak hareket edecektir; yani ya yani ya hareketsiz duracak veya bir doğru üzerinde sabit bir hızla hareket edecektir.

Newton’un bu ifadesi şöyle açıklanabilir: Bir kuvvetin uygulanmasıyla durumunu değişmeye mecbur edilmediği takdirde, her cisim bulunduğu hareketsiz halinde veya düzgün hareket halinde kalır.Yani daha açık söylemek gerekirse: Hareketsiz halde duran ya da sabit bir hızla hareket etmekte olan bir cisme, herhangi bir başka kuvvet uygulanmadığı sürece bu durağan halini ya da sabit hızlı halini korur.(Otobüs birden durduğunda yolcuların birden öne doğru savrulduklarına dikkat etmişsinizdir. Savrulmanın nedeni, yolcuların durma anından önceki sabit hızlı hareketlerini sürdürmeleridir.)

Bütün deneylerimiz gösterir ki; nerede ve ne zaman bir ivme meydana gelirse, bu ivme iki sebebin yalnız birinden veya her ikisinden dolayı meydana gelir. Bu ivme, kullanılan sistemin mutlak bir eksenler sistemi olmadığından veya başka cisimlerin etkisinden veya her iki sebepten ötürü olabilir. Başka bir sebep mümkün değildir.

Bu iki sebebin mevcut olmaması halinde, maddesel noktanın ivmesi bulunmayacağı hakikati, bazen her noktanın eylemsizliği vardır sözü ile ifade edilir ve bu sebepten mutlak bir eksenler sistemine eylemsiz sistem denir.

Kanunun kendisi, eylemsiz bir sisteminin anlamını genişletmemize imkan verir. Dolayısıyla, herhangi bir S1 eksenler sistemi mutlak bir eksenler sistemine göre ivmesiz olarak hareket ediyorsa, bir P maddesel noktasının S1 sistemine göre ivmesi mutlak bir sisteme göre ivmesinin aynı olacaktır; yani S1 de eylemsiz bir sistem olacaktır. Böylece birinci kanun doğru ise, yukarıda sözü geçen S sistemi çok büyük bir ihtimalle eylemsiz bir sistemdir.

Birinci hareket kanunu, eğer P maddesel noktası başka bir cisim veya cisimlerin etkisi altında kalıyorsa ve bu etkiler birbirini yok etmiyorlarsa, P’nin eylemsiz bir eksenler sistemine göre hareketine ivme verilmiş olacaktır. Başka cisimlerin etkisi altında kaldığı zaman P maddesel noktası kuvvet etkisi altındadır denir. Birinci kanuna göre, bu takdirde , kuvvet sadece ivme ortaya çıkaran bir şeydir. Bu ancak başka cisimler tarafından uygulanır ve ortaya çıkardığı ivme ile ölçülür. Biz kuvvetleri verilen bir veya başka başka (fakat belli) maddesel noktalar üzerinde meydana getirdikleri ivmeleriyle karşılaştırabiliriz.