->
->
1950 yıllarında Dr. Immanuel Velikovsky’nin “Worlds in Collision” (Çarpışan Dünyalar) adlı yapıtının yayınlanması bütün bilim çevrelerinde çeşitli tartışmalara yol açmıştır. Newton ve Darwin kurallarının şüpheye düşürülmesi, dünyamızın geçirdiği bilinen evrelerin bilinmeyen yönlerinin ortaya konması, bazı yeni gökbilimsel iddiaların sunulması Velikovsky’nin bu kitabını ilginç kılmıştır. Kitabın getirdiği teoriler ve iddialar, şimdiye kadar her bilim dalının dayandığı değişmezlik ve kesinlik kavramlarını sarstığı ve birtakım dinsel görüşleri değişik açılardan ele aldığı İçin lehte ve aleyhte yergilerle karşılaşmıştır. Basımı bile olaylara yol açan yapıtının ön sözünde Velikovsky, her düzeyde bilgi sahibi insanlara hitap ettiğini açıklamaktadır. (more…)
->
2007 Nobel Fizik Ödülü’ne Fransız Albert Fert ve Alman Peter Grünberg “dev manyetik dirençle” (GMR) ilgili çalışmaları sebebiyle layık görüldü.
Nobel komitesinin açıklamasında, bilgisayarın sabit disklerine kayıtlı bilgilerin okunması tekniğinde devrim yaptıkları için Fert ile Grünberg’e bu ödülün verileceği belirtildi. İki bilim adamının GMR teknolojisini, 1988′de ayrı ayrı yürüttükleri çalışmalarda keşfettikleri kaydedildi. Akademi, GMR olarak bilinen tekniğin “nano-teknolojinin gerçek bir uygulaması” olduğuna da dikkat çekti. (more…)
İnsanoğlunun Ay’a ayak basmasından bu yana tam 30 yıl geçti. Bundan tam 30 yıl önce, bir insan, ilk kez Ay’a ayak bastı. İnsan için küçük ama insanlık için büyük bir adım atıldığını söyleyerek. Ay’a ilk ayak basan ABD’li astronot Neil Armstrong, aynı zamanda ABD’yi uzay çalışmaları konusunda rakipsiz kıldı.
30 yıl önce dünyada 600 milyon insan, yani o zamanki dünya nüfusunun beşte biri, bu macerayı canlı olarak televizyonlarından izledi. Bu macera, Uzay bilimi ve Uzay sanayiinin bugün vardığı aşama için de bir eşik oluşturdu. Sanatçılar için bir ilham, aşıklar için romantizm kaynağı, ilkçağ insanları için kutsal bir imge, bilim adamları için Dünya’nın uydusu ve med-cezir olayının sebebiydi. (more…)
Evrenin kökeni sorunu “Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkar?” sorununa benzer. Her şey nereden geldi? Evren hep var mıydı yani başlangıçsız mıydı, yoksa kutsal kitapların söylediği gibi kutsal bir güç mü yaratmıştı, yaratıldıysa o gücü kim yaratmıştı? Sınırları olmayan uçsuz bucaksız bir evrende mi yaşıyoruz yoksa sınırları var mı? Sınırları yoksa eğer tanrı nerede olacaktı, sınırları varsa yeri belliydi, sınırların dışı. Burası bir süre için Tanrıya en uygun yer olarak kaldı. Bunun etkisiyle düşünürler binlerce yıldır evren modellerini sınırlı olarak düşündüler. Kimileri bu konuların tartışılmasının gereksiz olduğunu, kimileri günah olduğunu söyledi, kimileriyse bunların fizikçilerin ve din adamlarının konusu olduğunu düşündü. Ancak fizik yasalarının evrenselliğinin anlaşılması, evrenin başlangıcının nasıl gerçekleştiğinin bilimin konusu olması gerektiğini göstermiştir. (more…)
Yıldızlar çok yoğun ve görünür ışımayı geçirmeyen yıldızlararası gaz ve toz bulutlarının ortasında doğar. Gökadamızda her yıl, Güneş kütlesinin yaklaşık üç katıyla on katı arasında değişen bir gaz kütlesi yıldıza dönüşür. Yıldızların meydana geldiği bu dev gaz ve toz bulutlarına moleküler bulutlar adı verilmektedir. Moleküler bulut terimi burada moleküllerin oluşması nedeniyle kullanılmaktadır.
Moleküler bulut tek bir yıldız oluşturacak biçimde çökmez (büzülmez). Bulut birkaç yoğunlaşmış bölgeye parçalanır. Bu yoğunlaşmış parçalar daha sonra yıldızların oluşması için çökmeye devam ederler. Bir buluttan 10 ile 1000 arasında yıldız oluşabilir. (more…)
Einstein 1905 ve 1915 yıllarında ortaya attığı özel ve genel görelilik kuramlarıyla doğaya, maddeye, uzaya ve zamana farklı bir bakış açısı getirdi. Onun bu buluşlarıyla; belki de fizik, felsefe dalında en Önemli sınavını veriyordu. Birbiriyle İlintili olan bu kuramlara göre; hareket eden saatler yavaşlayabiliyor, cetvellerin boyları kısalıyor cisimlerin kütleleri, hızları dolayısıyla artabiliyordu. Einstein’ın yeni denklemleri Newton’un koyduğu klasik anlayışa, ancak ışık hızından çok küçük hızlarda uygunluk göstermekteydi. (more…)
Dünyanın çevresindeki hava tabakası ceşitli gazların karışımından meydana gelmiştir. Bu gaz tabakasına atmosfer denir. Atmosferdeki gazlar da, katı ve sıvılar gibi ağırlığından dolayı dokundukları yüzeylere basınç uygular. Bu basınca açık hava basıncı ya da atmosfer basıncı denir.
Açık hava basıncının değeri yeryüzüne yakın yerlerde en büyüktür. Yükseklere çıkıldıkça, hava molekülleri azalacağı için açık hava basıncının değeri azalır. (more…)
KAPALI KAPLARDAKİ GAZLARIN BASINCI
Gazların basıncı, gaz moleküllerinin sürekli kabın iç çeperlerine çarpmaları sonucu oluşmaktadır. Kabın iç yüzeyindeki birim yüzeye, birim zamanda çarpma sayısı ne kadar fazla ise, basınç ta o kadar fazladır.
Gaz moleküllerinin kabın iç yüzeyindeki her noktaya çarpma sayısı eşit olduğundan, her noktadaki gaz basıncı da eşit olur.
Kapalı kaptaki gazların basıncı genel olarak üç niceliğe bağlıdır.
1. Sıcaklık ve molekül sayısı sabit ise, kabın yani gazın hacmi ile ters orantılıdır. Hacim arttıkça basınç azalır, hacim azaldıkça basınç artar.
P1 . V1 = P2 . V2 (more…)
Akümülatörler; boşalma yönünün tersinde elektrik akımı verildiğinde do-lan, tersinir pillerdir. Akım verildiğinde, boşalma sırasında gerçekleşen kimyasal süreçler tersine döner ve boşalma-dolma çevirimi sırasında yitirilen bir miktar enerji dışında, akümülatör yeniden eski durumuna gelir.
1839’da İngiliz hukukçu Sir William Grove’un tasarladığı platin elektrotlu pil, doldurulabilir pilin yapımında ilk adımdı. Suyun, yüksek sıcaklıklara kadar ısıtılan platin elektrotların etkisiyle hidrojen ve oksijene ayrışmasına dayanan bu pil, tasarım aşamasında kaldı. Doldurulabilen ilk pilin yapımını 1859’da Fransız fizikçi Gaston Planté başardı. Kurşunlu akümülatör denen ve bugün de en çok kullanılan akümülatör türlerinden biri olan bu aygıtın ilk biçimi, araların kauçuk şeritler yerleştirilerek birbirine dolanmış ve yüzde 10’luk sülfürik asit çözeltisine daldırılmış iki kurşun levhadan oluşuyordu. Levhalara elektrik akımı verildiğinde enerjiyi depolayabilen bu aygıt, aldığı enerjiyi büyük bir hızla, dolayısıyla şiddetli bir akım halinde geri verebiliyordu. Ne var ki, yaklaşık 20 yıl boyunca yalnız laboratuar araştırmalarına konu olduktan sonra bugün kullanılan kurşunlu akümülatöre dönüşebildi. Günümüzde kurşunlu akümülatörden başka nikel-kadmiyumlu, nikel-demirli ve gümüş-çinkolu akümülatörler de kullanılmaktadır
Fizik Tedavi
Baby
BIZIM100
site ekle
Link ekle
E-Hayat
Panik
Best Food Recipes
|